Eğitimde Zorunlu Önlük Neyin Çözümü Olabilir?

Ebru Korkmaz

Türkiye’de eğitim uzun yıllardır giderek büyüyen sorunlarla karşı karşıya.

AKP iktidarı döneminde eğitim politikaları sürekli değişti. Sınav sistemleri, müfredatlar ve öğretmen yetiştirme modelleri defalarca yenilendi. Bugün de öğretmenlerin atama süreçleri, mülakatlar, Millî Eğitim Akademisi, proje okullarındaki uygulamalar, ücretli öğretmenlik ve güvencesiz çalışma biçimleri tartışılmaya devam ediyor. Eğitim İzleme Raporu 2025’e göre 2024-25 eğitim öğretim yılında ücretli öğretmen sayısı 86 bin 136’ya ulaştı.

Sınıflar kalabalık, öğretmenin iş yükü ağır, okulun ihtiyaçları ile bütçesi arasındaki makas açık. Öğretmenler yalnızca ders anlatmıyor aynı zamanda evrak, sınav, nöbet, sosyal etkinlik, rehberlik ve sürekli değişen uygulamalarla baş etmeye de çalışıyor. Öğretmenlerin ekonomik koşulları ve mesleki özerkliği tartışılırken, eğitimin niteliği hâlâ öğretmenin ne giydiği üzerinden konuşulabiliyor. Öte yandan öğretmenlerin %26,8’i önümüzdeki beş yıl içinde mesleği bırakmayı düşündüğünü belirtiyor. Bunca yapısal sorun ortadayken eğitimin temel meselesi olarak önlük tartışılıyor?


Öğretmen önlüğü uygulaması ilk olarak 2023-2024 eğitim öğretim yılında gündeme getirilmişti. O dönemde Millî Eğitim Bakanlığının eğitim öğretim yılı başında yayımladığı genelgede, öğretmenlerin mesleki temsili ve öğrencilere rol model olması gerekçesiyle önlük giymeyi tercih etmelerinin teşvik edilmesi istendi. Bakanlık tarafından bir önlük tasarımı yapıldı ve öğretmenlere önlük dağıtmaya başladı. 2024 yılına ait Bakanlık verilerinde resmî okul ve kurumlarda görev yapan öğretmenlere 892 bin 586 adet öğretmen önlüğü dağıtıldığı; bunun 71 bin 930’unun okul öncesi öğretmenleri için etkinlik önlüğü, 820 bin 656’sının ise diğer kademelerdeki öğretmenler için olduğu belirtiliyor. Bu aşamada uygulamanın dili “teşvik” ve “gönüllülük” üzerinden kurulmuştu. Nitekim bazı il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinin duyurularında da önlüklerin gönüllü olarak isteyen öğretmenlere dağıtıldığı açıkça belirtiliyordu.

Ancak bugün geldiğimiz noktada uygulamanın niteliği değişmiş durumda. Millî Eğitim Bakanlığının 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin 19 Ağustos 2026 tarihli genelgesinde, eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu ve öğrencilere örnek olma niteliğini gözetmeleri; kılık ve kıyafetlerinde mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket etmeleri ve “önlük giyecekleri” belirtiliyor. Aynı genelgede okul yönetimlerine gerekli bilgilendirmelerin yapılacağı ve uygulamanın millî eğitim müdürlüklerince takip edileceği ifade ediliyor.

Dahası, 4 Eylül 2026’da Bakanlık “Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu” yayımladı. Böylece kadın ve erkek öğretmenler ile okul öncesi öğretmenleri için önlüğün model, kumaş, ölçü ve teknik özellikleri belirlenerek ülke çapında ortak bir tasarım çerçevesi oluşturuldu. Bakanlık, resmî ve özel okullardaki öğretmenlerin kullanacağı önlüklerin belirlenen standartlara uygun olmasını ve uygulamanın takip edilmesini istedi.Yani üç yıl içerisinde gönüllülük yaklaşımından, standartları belirlenmiş ve uygulanması idari olarak takip edilen bir kıyafet düzenlemesine doğru bir geçiş yaşandı.

Peki önlüğün standartlaştırılması öğretmenin mesleki saygınlığını önlük uygulaması mı sağlanacak?


AKP’nin eğitim politikalarının yıllardır ürettiği temel sorunlardan biri, öğretmeni eğitim politikalarının öznesi olmaktan çıkarıp sürekli yeni düzenlemelerin uygulayıcısı konumuna itmesidir. Eğitim politikalarının sık değişmesi, merkeziyetçi karar alma süreçleri ve öğretmenin karar mekanizmalarına sınırlı katılımı, mesleki özerklik tartışmasını büyütmektedir. Eğitim İzleme Raporu da eğitimde sık değişen hedef ve mevzuatın stratejik tutarlılık ve şeffaflık açısından sorun yarattığına dikkat çekiyor.

Şimdi ise öğretmenin mesleki saygınlığının bir parçası olarak önlük öne çıkarılıyor. Oysa öğretmenin saygınlığını belirleyen şey ne giydiği değil, hangi koşullarda çalıştığı ve öğrencilerine nasıl bir eğitim sunduğudur.


Önlük; kalabalık sınıfları küçültmez, öğretmen açığını kapatmaz, ücretli ve güvencesiz çalışmayı ortadan kaldırmaz, atama sorununu çözmez, öğretmenin ekonomik koşullarını iyileştirmez, eğitim fakültelerinin sorunlarını çözmez, okullardaki altyapı ve kaynak eşitsizliklerini gidermez, öğretmenin sözünü eğitim politikalarının merkezine taşımaz.


O halde neden eğitim sisteminin bütün yapısal sorunları dururken öğretmenin kıyafeti tartışmanın merkezine yerleştiriliyor? Çünkü öğretmenin emeğini, çalışma koşullarını ve mesleki özerkliğini konuşmak yerine öğretmenin görünüşünü denetlemek daha kolaydır. Ve burada mesele yalnızca önlük değildir. Kıyafet, kadınların bedeni ve toplumsal rolleri üzerinden tarih boyunca bir denetim aracına dönüştürülmüştür. Kadın öğretmenlere nasıl görünmesi, nasıl giyinmesi, nasıl davranması gerektiğini söyleyen her düzenleme; “makbul kadın” ve “makbul öğretmen” tarifini yeniden üretme riski taşır.

Kadın öğretmenlerin bedenleri üzerinden mesleki yeterliliğin ölçülmesi kabul edilemez. Öğretmenlerin çocuklara ve gençlere verebileceği en güçlü mesajlardan biri; farklılıkların içinde birlikte yaşayabilmek, kendi bedenine ve kimliğine sahip çıkabilmek, sorgulayabilmek ve özgürce düşünebilmektir. İhtiyacımız olan şey öğretmeni tek tipleştirmek değil, öğretmenin sözünü güçlendirmek, güvenceli çalışma koşullarını sağlamak, emeğin karşılığını vermek, mesleki özerkliği büyütmektir.

Eğitimin gerçek sorunlarını çözmek yerine öğretmenin bedenine ve görünüşüne müdahale etmek, eğitim sistemindeki yapısal sorunların üzerini örtemez. Kamusal eğitim; öğretmenin bedenini değil, bilgisini, emeğini, özgür iradesini ve pedagojik özerkliğini esas almalıdır. Çünkü öğretmeni değerli kılan önlüğü değil, emeğidir.


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir Cevap Yazın