Sıdıka Su’nun Dönüşü

Sevgili Günlük,

Fark ettiğin üzere bir süredir yoktum, arkamdan “öldü” dediler; söyle onlara Sıdıka Su geri döndü! 

Böyle gaz bir giriş yaparak yokluğumun izahını örtbas edeceğimi düşündüysen, doğru düşünmüşsün. Yokluğuma dair sorularını inanılmaz arabesk ve semt kızı cümlelerle geçiştireceğim çünkü neden olmasın. Senin de bir şey sorduğun yok zaten, kendi kendimi eyliyorum. Gördüğün gibi ilişkimiz tek taraflı; senin suskunluğuna benim ise car car konuşmama dayanıyor. Zaten o sebeple döndüm günlüğüm, kimseler beni senin gibi dinlemiyor. 

Bir süredir epey motivasyonsuzdum günlüğüm. Binbir emekle büyüttüğüm sevgili kıçımı yataktan zor bela kaldırıyordum. Bu depresif kıç büyütme eylemlerimin artık makul seviyeleri geçtiğini fark edince en yakın polikliniğe attım kendimi. Kıçımı büyütmeye gösterdiğim özeni, vücudumda olması gereken vitaminlerin varlığına göstermediğim için kan değerlerim lisedeki not ortalamamdan daha düşük çıktı. Ve evet… o yaşlara geldim günlüğüm… Artık benim de vitamin takviyelerim var…

İşte çılgın yetişkin hayatımın bir parça özeti; vücudum ihtiyacı olan vitaminleri ve morali üretemedikçe gerek vitaminsel gerek moralsel takviye alıyorum. Açıkçası takviyeli yetişkinlik hayatıma bu kadar erken bir geçiş beklemiyordum, en azından otuz beşi görürüm diye umuyordum. Yine coğrafyanın kurbanı oldum belki de günlük; güneşsizlik, işsizlik, geleceksizlik, güvensizlik derken vitamin depolarım “-sizlik” toplumuna daha fazla dayanamadı ve isyan bayrağını çekti.

Her neyse, sana anlatmak istediğim başka bir hikaye var aslında. Geçenlerde yine hastanede işlerim vardı, biraz da nemrut günümdeydim. Bahçede takılırken bir kadınla konuşmaya başladık. Kadının yanındaki pembe bavulun etkisiyle (bence) zamanla nemrutluğum azaldı ve sohbetimiz koyulaştı. Biraz endişeliydi çünkü o gün hastanenin psikiyatri servisine yatmak için gelmiş, evden çıkarken kızına haber vermemiş, aldığı ilaçlardan şikayetçiymiş ve bir süre hastanede yatmak istiyormuş. Emin misin, yatış daha iyi gelir mi diye sorunca “en azından ev işlerinden kurtulurum” dedi. 

Sonra tırnaklarını gösterdi, ikimiz de kırmızı oje sürmüşüz, onun ojeleri çamaşır suyundan silinmiş hafif. Biraz daha lafladık, ardından pembe bavulunu sürükleyip randevu sırasına gitti. Ben de hikayesini alıp sana getirdim. 

O günden beri düşünüyorum, acaba pembe bavullu kadını depresyona sürükleyen bitmek bilmeyen ev işleri ve geçim kaygısı mıydı yoksa depresyon zaten kendi başına zorlayıcıyken ev işleri ve hayata dair kaygıları iyice yük mü bindiriyordu? Belki de tüm bunlar zaten iç içedir ve hangisinin daha zorlayıcı olduğunun pek önemi yoktur. 

Umarım pembe bavullu kadın iyidir ve şarkıda söylediği gibi ev işlerini Marslılar yapar. 

Görüşürüz günlüğüm, arayı soğutmamak dileğiyle.


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın