
Benim menopoz hikayem aslında birkaç yıl önce başladı. O dönem 39 yaşındaydım. 20 yaşında evlenmiş, uzun yıllar çocuk sahibi olabilmek için mücadele etmiş bir kadındım. Evlendikten sonra çevremdeki herkes ne zaman çocuk sahibi olacağımı soruyordu. Sanki evliliğin doğal ve zorunlu devamı çocukmuş gibi davranılıyordu. Oysa benim için süreç hiç kolay olmadı. Yıllarca tedavi gördüm, bekledim, umutlandım, hayal kırıklığı yaşadım. Ancak 29 yaşında anne olabildim. Çocuğumu kucağıma aldığımda bedenimle ilgili zorlu süreçlerin geride kaldığını düşünmüştüm.
Aradan yıllar geçti. Yaklaşık üç-dört yıl önce adet düzensizlikleri yaşamaya başladım. İlk başlarda bunun geçici bir durum olduğunu düşündüm. Ancak adet aralıklarım uzamaya başlayınca kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına başvurdum. Yapılan muayeneler ve testler sonucunda erken menopoz sürecinde olduğumu öğrendim. Bu haberi almak benim için kolay olmadı. Menopozu hep daha ileri yaşlarda yaşanan bir süreç olarak biliyordum. Henüz kırklı yaşlara bile tam gelmeden böyle bir teşhis almak beni hem şaşırttı hem de korkuttu.
Erken menopoz teşhisi aldığım günleri hala unutamıyorum. Doktorun söylediklerini duyduğumda sanki hayatımın önemli bir parçası elimden alınmış gibi hissettim. Günlerce ağladığımı hatırlıyorum. Menopozun yalnızca adetlerin kesilmesi olmadığını, kadınlığımın, gençliğimin ve geleceğimin de sonu olduğunu düşündüm. O dönem aynaya baktığımda kendimi yaşlanmış hissediyordum. Henüz 39 yaşındaydım ve çevremdeki kadınların çoğu böyle bir süreç yaşamıyordu. Kendime sürekli “Neden ben?” diye soruyordum. Sanki hayatım normal akışından çıkmış, istemediğim bir yola girmişti. Özellikle toplumun menopozu çoğu zaman yaşlılıkla ve üretkenliğin sona ermesiyle ilişkilendirmesi bu duyguları daha da ağırlaştırdı. Uzun süre hayatın bana sunduğu pek çok şeyin artık geride kaldığını düşündüm. Ancak zamanla bunun doğru olmadığını, menopozun bir son değil yaşamın başka bir evresi olduğunu anlamaya başladım. Yine de o ilk günlerde yaşadığım korku, üzüntü ve çaresizlik duygusunu tarif etmek hala çok zor.
Sonraki iki yıl boyunca doktorların verdiği ilaçları kullandım. Bir yandan da adet döngümün devam etmesi için çaba gösteriyordum. Bazen tedaviler işe yarıyor, bazen aylarca sonuç alamıyordum. Tam bu dönemde çevremdeki insanlar da duruma dahil olmaya başladı. Doktora gittiğim duyulunca herkesin bir önerisi oldu. Komşular, akrabalar, arkadaşlar, hatta hiç beklemediğim insanlar bile bana ne yapmam gerektiğini anlatıyordu.
Birisi bir bitki öneriyor, diğeri bir kürden söz ediyor, bir başkası “Benim tanıdığım da böyleydi, bunu yaptı düzeldi” diyordu. Özellikle kadın bedeni söz konusu olduğunda herkes kendisini uzman gibi hissediyordu. Sürekli tavsiye almak başlangıçta iyi niyetli görünse de zamanla üzerimde ciddi bir baskı yarattı. Kendimi sürekli yeni bir yöntem denemek zorundaymışım gibi hissetmeye başladım.
İnternette saatlerce araştırma yaptığımı hatırlıyorum. Teskere dişli aslan pençesi başta olmak üzere birçok bitkisel yöntemi okudum. Çeşitli kürler denedim. Çaresizlik içinde insan bazen karşısına çıkan her umuda sarılmak istiyor. Ancak sonradan fark ettim ki bu önerilerin önemli bir kısmının bilimsel bir dayanağı yoktu. Bazıları hiçbir işe yaramadı, bazıları ise kendimi daha kötü hissetmeme neden oldu. Sürekli farklı şeyler denemek hem bedenimi hem de ruh halimi yordu.
O dönemde başka sağlık sorunları da yaşadım. Prolaktin yüksekliği nedeniyle endokrinoloji bölümüne başvurdum. Göğüslerimden süt gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine beyin MR’ı çekildi. Sonuçların temiz çıkması büyük bir rahatlama yarattı. Daha sonra ilaç tedavisiyle bu sorun kontrol altına alındı. Ancak yapılan hormon testleri menopoz sürecinin ilerlediğini gösteriyordu.
Geriye dönüp baktığımda beni en çok zorlayan şeyin menopozun kendisinden çok bu süreçte yalnız bırakılmamış olmama rağmen aslında yalnız hissetmek olduğunu düşünüyorum. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyordu. İnsanlar tavsiye veriyordu ama yaşadığım kaygıları, korkuları ve belirsizlikleri anlamaya çalışmıyordu.
Erken menopoz bana kadın bedeninin toplum tarafından ne kadar yakından takip edildiğini gösterdi. Çocuk sahibi olup olmamanız, adet görüp görmemeniz, doğurganlığınız ya da hormonlarınız hakkında herkesin söyleyecek bir sözü oluyor. Oysa bu süreçleri yaşayan kadınların çoğu yalnızca doğru bilgiye, anlayışa ve yargılanmadan konuşabilecekleri alanlara ihtiyaç duyuyor.
Bugün birkaç yıl sonra geriye baktığımda menopozu yalnızca tıbbi bir süreç olarak görmüyorum. Bu deneyim bana kadınların bedenleri üzerindeki toplumsal baskıları, sessizlikleri ve beklentileri de gösterdi. Keşke o dönemde bana daha az tavsiye verilip daha çok kulak verilseydi diye düşünüyorum.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
