Korku sineması, kadınlık temsilleri söz konusu olduğunda çoğu zaman zamansızmış gibi davranır. Genç bedenler arzu nesnesi olarak sabitlenir, yaşlanan bedenler ise ya görünmez kılınır ya da tehdit olarak kodlanır. Oysa kadınlık, zamanın dışında değil; tam tersine zamanla sürekli müzakere halinde kurulan bir deneyimdir. Yaş almak, görünürlük kaybı, arzunun meşruiyeti ve “geç kalmışlık” hissi, kadın karakterlerin hikayelerinde yalnızca arka plan değil, anlatının belirleyici unsurları haline gelir. X serisinin ilk ve son filmleri olan X ve MaXXXine, tam da bu zaman meselesini merkezine alarak, kadınlık hallerinin hangi koşullarda kabul edildiğini sorgulayan bir anlatı kurar.
X, slasher türünün tanıdık yapısı içinde ilerlerken, korkunun kaynağını yalnızca dışsal bir tehditte değil, yaşlanan kadın bedenine yöneltilen toplumsal bakışta bulur. Film, gençlik ile arzu arasındaki “doğal” kabul edilen ilişkiyi görünür kılarken, yaşlılığın aynı arzuyla yan yana gelmesini rahatsız edici ve tehditkar olarak kodlayan bir algıyı açığa çıkarır. Bu rahatsızlık, filmin şiddetinden çok, izleyicinin alışık olduğu zaman–kadınlık denkleminden kaynaklanır. X, kadınlığın zamana bağlı olarak nasıl değersizleştirildiğini, arzunun yaşla birlikte nasıl gayrimeşru hale getirildiğini gösterirken, bu dönüşümü yumuşatmaya ya da açıklamaya çalışmaz.
MaXXXine ise bu sorgulamayı başka bir noktaya taşır. Gençlik, bu kez bir tehdit değil; korunması gereken bir sermaye haline gelir. Maxine’in yıldız olma arzusu, zamana karşı verilen bir yarış gibi kurulur: görünür olmak, sahnede kalmak ve “geç kalmadan” başarmak. Ancak film, bu arzuyu romantize etmek yerine, yıldızlık vaadinin hangi bedellerle mümkün olduğunu ve kadınlığın zamanla nasıl pazarlık konusu haline geldiğini görünür kılar. X’te yaşlanmanın yarattığı görünmezlik, MaXXXine’de gençliğin geçiciliğiyle yer değiştirir. Her iki film de kadınlığın, zaman karşısında hiçbir zaman nötr bir konumda olmadığını hatırlatır.
X – Yaşlanan Beden, Bastırılan Arzu, Görünmezlik
X, 1970’lerin sonunda geçen bir anlatı kurar. Bir grup genç, yetişkin film çekmek amacıyla kırsal bir bölgede, yaşlı bir çiftin yaşadığı çiftliği kiralar. Gençlerin yolculuğu, hem film çekme fikrinin heyecanı hem de özgürlük arayışıyla şekillenir. Mekana vardıklarında, yaşlı ev sahipleriyle kurulan ilk temas mesafelidir. Özellikle yaşlı kadın karakter, gençlerin varlığına karşı huzursuz ve tedirgin bir tavır sergiler. Film ilerledikçe, çiftliğin sessizliği yerini rahatsız edici bir atmosfere bırakır; gündelik hayatın içinde küçük gibi görünen detaylar, giderek daha karanlık bir gerilimin habercisi olur.
Gençler çekim hazırlıklarını sürdürürken, yaşlı çiftin geçmişine ve bugünkü yalnızlığına dair ipuçları da görünür hale gelir. Yaşlı kadın, genç kadınlara ve onların bedenlerine bakarken hem hayranlık hem de kıskançlık içeren bir ilgi gösterir. Bu ilgi, zamanla yerini daha açık bir gerilime bırakır. Film, gençlerin neşesi ve rahatlığı ile yaşlı çiftin sessizliği ve bastırılmışlığı arasındaki farkı giderek keskinleştirir. Şiddet, bu iki dünyanın çarpışmasıyla ortaya çıkar ve anlatı, slasher türünün beklenen ritmine girerek hızla tırmanır.
Bu noktadan itibaren X, yalnızca genç bedenlerin tehlike altında olduğu bir korku anlatısı olmaktan çıkar. Film, yaşlanan bedenlerin nasıl görünmez kılındığını ve bu görünmezliğin içinde biriken arzunun nasıl tehdit olarak algılandığını merkezine alır. Genç karakterlerin cinselliği doğal, serbest ve hatta eğlenceli bir deneyim olarak sunulurken; yaşlı kadının arzusu rahatsız edici ve sınır ihlal eden bir durum olarak kodlanır. Bu karşıtlık, filmin yarattığı huzursuzluğun temel kaynağını oluşturur.
X, yaşlanan kadın bedenini yalnızca fiziksel bir değişim olarak değil, toplumsal bir dışlanma biçimi olarak ele alır. Arzu, gençlikle birlikte meşru kabul edilirken; yaşlılıkla yan yana geldiğinde tehditkar bir hale bürünür. Film, bu algıyı yumuşatmaya ya da gerekçelendirmeye çalışmaz. Yaşlı karakterin öfkesi ve şiddeti, bastırılmış bir hayatın sonucu olarak okunabilecek ipuçları taşısa da, anlatı izleyiciye rahatlatıcı bir empati alanı sunmaz. Tam tersine, izleyicinin yaşlılık, beden ve cinsellik arasındaki ilişkiye dair içselleştirdiği sınırları görünür kılar.
Bu yönüyle X, slasher türünün ahlaki cezalandırma geleneğini tersine çevirir. Şiddet, “yanlış” davranışların sonucu olarak değil, görünmez kılınmış bir arzunun geri dönüşü olarak karşımıza çıkar. Filmde asıl rahatsız edici olan, yaşlılığın kendisi değil; yaşlanan kadın bedenine bakmayı reddeden, onu arzu ve özne alanının dışına iten bakıştır. X, bu bakışı doğrudan teşhir ederek, korkunun kaynağını izleyicinin kendi algısına doğru kaydırır.
MaXXXine – Yıldızlık ve Zamana Karşı Pazarlık
MaXXXine, 1980’lerin Los Angeles’ında geçer ve Maxine’in yetişkin film sektöründen ana akım sinemaya geçme arzusunu merkeze alır. Maxine, geçmişte yaşadıklarını geride bırakmak ve kendisine daha büyük bir sahne açmak isteyen genç bir kadındır. Seçmelere katılır, yapımcılarla görüşür ve yıldız olma hayalini gerçekleştirmek için şehirde tutunmaya çalışır. Film boyunca Maxine’in dünyası; neon ışıkları, setler, seçmeler ve sürekli yeniden başlayan umutlarla şekillenir. Ancak bu parlak yüzeyin altında, sektöre hakim olan sert rekabet ve kırılgan dengeler hissedilir.
Bu süreçte şehirde işlenen cinayetler ve artan toplumsal gerilim, Maxine’in hayatına da sızar. Polis soruşturmaları, medya ilgisi ve ahlaki panik atmosferi, Maxine’in hem özel hayatını hem de kariyer planlarını etkiler. Genç kadın, bir yandan yıldız olma ihtimalini kovalamaya devam ederken, diğer yandan geçmişiyle ve sektörün dayattığı beklentilerle yüzleşmek zorunda kalır. Film ilerledikçe Maxine’in kontrol alanı daralır; kararları, içinde bulunduğu sistemin sınırlarıyla daha belirgin biçimde çerçevelenir.
Bu noktadan sonra MaXXXine, gençliğin ve yıldızlık arzusunun sanıldığı kadar özgürleştirici olup olmadığını sorgulayan bir anlatıya dönüşür. Maxine’in bedeni, sesi ve imajı; bir ifade alanı olmaktan çok, pazarlık konusu haline gelir. Film, gençliğin burada bir avantaj değil, korunması gereken geçici bir sermaye olarak işlediğini gösterir. Yıldızlık vaadi, zamana karşı verilen bir yarışa dönüşür: görünür olmak, sahnede kalmak ve yerini kaybetmeden ilerlemek.
MaXXXine, kadın başarısını romantize eden bir anlatı kurmaz. Aksine, başarı arzusunun hangi bedellerle mümkün hale geldiğini görünür kılar. Maxine, ne kadar kararlı ve iddialı olursa olsun, sektörün çizdiği sınırların dışına kolayca çıkamaz. Gençlik, film boyunca bir ayrıcalık gibi sunulsa da, aynı zamanda sürekli tehdit altında olan bir durumdur. Yaş almak, geride kalmak ve yerini başkalarına kaptırmak, anlatının görünmeyen ama hissedilen baskısını oluşturur.
Bu yönüyle MaXXXine, X’teki yaşlanma ve görünmezlik meselesini tersinden ele alır. Burada sorun yaşlanmak değil; yaşlanmadan önce yeterince yer edinip edinememektir. Kadınlık, bu kez zamana karşı bir pazarlık alanına dönüşür. Film, gençliğin sunduğu imkanların kalıcı olmadığını ve yıldızlığın kadınlar için her zaman koşullu bir kabul anlamına geldiğini hatırlatır. MaXXXine, böylece kadınlığın yalnızca bastırılan değil, aynı zamanda sürekli denetlenen ve ölçülen bir deneyim olduğunu ortaya koyar.
Kadınlığın Zamana Göre Değerlenmesi ve Değersizleşmesi
X ve MaXXXine, kadınlığın zamandan bağımsız bir deneyim olmadığını, aksine zamanla sürekli yeniden tanımlanan bir konum olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Her iki film de kadın bedenini, arzusunu ve görünürlüğünü sabit bir kimlik olarak ele almaz; bunların yaş, dönem ve bağlamla birlikte değer kazandığını ya da değersizleştirildiğini gösterir. Bu bağlamda seri, korku sinemasının sunduğu şiddet anlatılarından çok, kadınlığın hangi koşullarda kabul edildiğine dair sessiz ama ısrarlı bir sorgulama yürütür.
X’te yaşlanma, kadın bedenini arzu alanının dışına iten ve onu tehdit olarak kodlayan bir bakışla karşılanır. Yaşlanan kadın bedeni, görünmez kılınır; arzu ise bastırılması gereken bir fazlalık olarak değerlendirilir. MaXXXine’de ise aynı kadınlık hali, bu kez gençlik üzerinden değer kazanır. Ancak bu değer, kalıcı değildir; korunması gereken, zamana karşı savunulan geçici bir ayrıcalık olarak sunulur. Her iki anlatıda da kadınlık, ya çoktan kaybedilmiş ya da kaybedilmesi an meselesi olan bir konumda yer alır.
Bu karşıtlık, serinin temel meselesini daha görünür hale getirir. Kadınlık, ne yaşlandığında kabul edilir ne de gençliğinde güvendedir. Değer, zamana bağlıdır ve bu bağ, kadınların bedeni ve arzusu üzerinde sürekli bir denetim mekanizması üretir. X’te dışlanan, MaXXXine’de pazarlık konusu yapılan kadınlık, her iki durumda da özne olmaktan çok koşullu bir varoluş alanına sıkışır.
Serinin feminist gücü, bu koşulluluğu gizlememesinde yatar. X ve MaXXXine, izleyiciye rahatlatıcı bir adalet ya da kurtuluş anlatısı sunmaz. Kadın karakterleri aklamaz, onları sevilir hale getirmeye çalışmaz. Bunun yerine, izleyicinin kadınlığa dair alışık olduğu zaman çizelgesini bozar. Ne gençlik kurtarıcıdır ne de yaşlılık yalnızca bir son. Kadınlık, her aşamada sınanan, ölçülen ve yeniden tanımlanan bir deneyim olarak karşımıza çıkar.
X serisi, korku sinemasının içinde konumlanmasına rağmen, korkuyu yalnızca şiddet üzerinden değil; kadınlığın zamana göre değerlenip değersizleştirilmesi üzerinden kurar. Bu yönüyle seri, izleyiciyi yalnızca karakterlerin eylemleriyle değil, kendi bakışıyla da yüzleştirir. Kadınlığın hangi anlarda görünür, hangi anlarda rahatsız edici ya da tehditkar bulunduğu sorusu, filmlerin dışında da geçerliliğini korur. X ve MaXXXine, bu soruyu yanıtlamaktan çok, onu izleyicinin önünde açık bırakır.
Kaynaklar
https://www.soylentidergi.com/x-hak-edilmeyen-bir-hayati-ardinda-birakmak/
https://www.soylentidergi.com/maxxxine-film-incelemesi-yildiz-olma-yolunda/
https://www.rogerebert.com/reviews/maxxxine-film-review-2024
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
