İranlı Kadın Örgütü Osyan ile Söyleştik

Osyan Kolektifi, 2010 yılında İran’da birkaç kadın tarafından yeraltında kurulan, feminist bir örgütlenme. İran İslam Cumhuriyeti’nin hem reformist hem de muhafazakâr kanatlarına karşı olduğu gibi, kapitalist-emperyalist sisteme de karşı duruyor. Kuruluşundan bu yana, kadın özgürleşmesini toplumsal dönüşümün merkezine koyan Osyan, baskıcı rejimlere ve emperyalist güçlere karşı bağımsız bir mücadele hattı örüyor. 2022’de Jîna (Mahsa) Amini isyanıyla uluslararası alanda da adını duyuran kolektif, kadınların direnişini “Kadın, Yaşam, Özgürlük” şiarıyla büyütmeye devam ediyor. Osyan Kolektifi ile İran’daki son gelişmeler üzerine söyleştik.

İran’da sokak protestoları üzerinden şekillenmiş güçlü bir mücadele geleneği olduğunu biliyoruz. Son haftalarda eylemlerin neredeyse tüm ülkeye yayıldığını görüyoruz. Ancak internet kesintileri ve yoğun sansür nedeniyle dış dünyaya ulaşan bilgiler oldukça sınırlı. Öncelikle sizden dinlemek isteriz: İran’da şu an durum nasıl? Son haftalarda neler yaşandı?

Protestolar, dolar kurundaki sert yükselişin yol açtığı yoksullaşma ve toplumsal çöküşle tetiklendi. İlk olarak çarşılarda grevler ve protestolarla başladı; ardından üniversitelere, Tahran sokaklarına ve büyüklü küçüklü pek çok kente yayıldı. Çok kısa sürede protestolar politik karakterini açığa çıkardı ve “Diktatöre ölüm”, “Hamaney’e ölüm” gibi sloganlarla doğrudan İslami rejimi hedef almaya başladı.

Eylemler gece gündüz büyüyerek devam etti; ta ki İran’ın devrik şahının oğlu Rıza Pehlevi protestoculara çağrı yapıp yurt dışından destek vadedene kadar. Aynı dönemde Trump İran’a yönelik saldırı tehditlerinde bulundu, Mossad ise “sahadayız” açıklaması yaptı. Bu noktada protestolar zirveye ulaştı ve İslam Cumhuriyeti’nin bastırma güçleri, varlıklarını korumanın tek yolu sokaklardaki herkesi acımasızca öldürmekmiş gibi, tüm güçleriyle saldırıya geçti.

İnternet tamamen kapatıldı, sokaklar adeta bir kan gölüne döndü. Ölü sayısı hâlâ net olarak bilinmiyor; ancak son tahminler yalnızca 48 saat içinde 30 binden fazla insanın öldürüldüğüne işaret ediyor. Şu anda İran halkı hâlâ internet karartması altında yaşıyor. Kentler fiilen askeri yönetime geçmiş durumda. Akşam 6 ya da 8’den itibaren sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. İnsanlar ya şok içinde ya da sevdiklerini kaybetmenin yasını tutuyor. Her yerde havaya sinmiş barut ve kan kokusu hissediliyor.

Son protesto dalgasının temel nedenlerinden biri derinleşen ekonomik kriz gibi görünüyor. İran para biriminin yabancı paralar karşısında hızla değer kaybetmesi, yaşam maliyetlerinin artması ve yaygın yoksullaşma toplumu birçok yönden etkiliyor. Bu ekonomik çöküş kadınları nasıl etkiliyor? Gündelik yaşamda, emek süreçlerinde ve bakım yüklerinde ne tür sonuçlar doğuruyor?

İran’da kadınlar, işsizlik ve ağır sömürü nedeniyle ekonomik baskının yükünü zaten uzun süredir taşıyordu. 2025 itibarıyla kadınların ekonomik hayata katılım oranının yüzde 13,1- 14 civarında olduğu bildiriliyor; bu oran erkeklerin katılımının yaklaşık beşte biri. Erkekler dahi geçim sıkıntısı çekerken, kadınlar için durum katbekat daha ağır.

İran’da işsiz kadınların yaklaşık yüzde 72’si üniversite mezunu. Bu durum, kadınların yüksek eğitimlerine ve ekonomik bağımsızlık arayışlarına rağmen sistematik olarak işgücü piyasasının dışında bırakıldığını ve ücretsiz ev içi emeğe itildiğini gösteriyor. Çalışan kadınların büyük bölümü, kadın istihdamının yüzde 61,3’ünü oluşturan hizmet sektöründe yer alıyor; bu sektör ise düşük ücretli, güvencesiz ve istikrarsız sözleşmelerle karakterize ediliyor.

Bu nedenle pek çok kadın, hayatta kalabilmek için kayıt dışı ekonomide küçük çevrimiçi işler kurmak zorunda kalıyor. Derinleşen ekonomik kriz, kaçınılmaz olarak çok daha fazla kadını yoksulluk sınırının altına itecektir. Kadınların mevcut ayaklanmada belirgin bir şekilde yer almasının nedeni de budur: Bu krizin doğrudan kendilerini hedef aldığını ve yaşamlarının uçurumun eşiğinde olduğunu görüyorlar.

Ayrıca vurgulamak isteriz ki bu ekonomik kriz yalnızca “yaptırımların” bir sonucu değildir. Aksine, İslam Cumhuriyeti gibi bağımlı kapitalist devletlerin işleyişinin bir sonucudur: Küresel kapitalist krizlerin yarattığı gerilimleri yerel topluma yoğunlaştırarak aktarırlar ve varlıklarını ancak halkın yaşam koşullarını daraltarak, sömürüyü artırarak sürdürebilirler.

Öte yandan, protestolar sırasında devlet şiddeti sonucu binlerce insanın hayatını kaybettiği ve çok sayıda kişinin idam tehdidiyle karşı karşıya olduğu biliniyor. Uluslararası medyada yer alan bazı haberler, uluslararası müdahalelerin bu şiddeti durdurduğu ya da azalttığı yönünde iddialar içeriyor. Devletin protestolara yaklaşımında gözle görülür bir değişiklik var mı?

Bu iddia gerçeklikle tamamen çelişiyor. Yabancı güçler (ABD ve İsrail) protestoları kendi çıkarları doğrultusunda kullanırken, İslam Cumhuriyeti de “İsrail’le 12 günlük savaşın devamı” bahanesiyle dış müdahale iddialarını kullanarak muhalifleri askeri silahlarla katletme planını eksiksiz hayata geçirdi. Şiddet azalmadı aksine katlanarak arttı.

Bir yandan özgürlük için mücadele edenlerin hayatları devlet tarafından değersizleştirildi: Cesetler üst üste yığıldı, aileler sevdiklerinin cenazelerini alabilmek için para ödemeye zorlandı, yaralı olanlara infaz kurşunları sıkıldı. Diğer yandan bu ölümler aşağılandı ve yok sayıldı: Trump tarafından “kalabalıkta ezildiler” denilerek, Pehlevi tarafından ise “savaşın tali kayıpları” olarak tanımlandı.

Bugün binlerce tutuklunun -çoğu 25 yaşın altında- hayatından derin kaygı duyuyoruz. Bu insanlar işkenceye, zorla alınan ifadelere, uydurma suçlamalara, ağır cezalara ve sürekli idam tehdidine maruz bırakılıyor. Trump her ne kadar 800’den fazla kişiyi idamdan “kurtardığıyla” övünse de, halkımızın hayatlarının bu canavarların anlaşmaları ya da savaşlarıyla korunamayacağını biliyoruz. Çünkü onlar insan hayatına değer vermeyen ve yok etmek üzerine kurulu bir sistem içinde hareket ediyorlar.

Kadınlar bugün bu protestolarda nerede duruyor? Hangi taleplerle ve hangi biçimlerde sokağa çıkıyorlar? Bu sürecin İran’daki kadın hareketi açısından ne anlama geldiğini düşünüyorsunuz?

Son yıllarda, özellikle “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanmasından sonra, kadınlar gündelik direniş ve sivil itaatsizlik pratiklerinde son derece aktifti. Mevcut ayaklanmada da yine cesur, atılgan ve görünürler. Ancak Pehlevi ile hizalanmış ataerkil, faşist ve gerici güçler güç kazandıkça ve ayaklanmayı kendi denetimleri altına almaya çalıştıkça, pek çok kadın ve ilerici kesim bu süreçten giderek yabancılaştı. Kadınların özgürlük ve eşitlik talepleri mücadele içinden silinmeye başladı.

İran dışında da bu güçler, kendileriyle aynı fikirde olmayan herkese cinsiyetçi ve ataerkil bir dille saldırıyor, hatta “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganını atanları tehdit ediyor. Bu nedenle şu an, İran’daki kadın hareketi açısından kritik bir dönüm noktasıdır; çünkü kadınların ve toplumun geleceği şu anda şekillenmektedir. Eğer geri çekilir ve İslam Cumhuriyeti’ne alternatif olarak sunulan bu seçeneği kabul edersek, kadınlar gelecekte çok daha ağır bir baskıyla karşı karşıya kalacaktır.

Yabancı müdahale, bombalar ve muhaliflerin susturulması yoluyla iktidarı ele geçirmeye çalışan her türlü ataerkil düzene karşı durmalıyız. Kadınlar özgür olmadan hiçbir toplum özgür olamaz. Açıkça söylemek gerekir ki bu muhalefet fraksiyonu, tıpkı müttefikleri Netanyahu ve Trump gibi, kadınların özgürleşmesiyle zerre kadar ilgilenmemektedir.

Son olarak, İran’daki kadın mücadelesiyle dayanışma içinde olmak isteyen Türkiye’deki ve diğer ülkelerdeki feministlere ne söylemek istersiniz? İran halkının mücadelesine nasıl anlamlı bir destek sunulabilir?

Herkesi, monarşistleri İran’ın geleceği için tek ve ana çözüm gibi sunan bu “medya darbesini” kabul etmemeye çağırıyoruz. Lütfen sesimizi büyütün: Dünyadaki hiçbir güç tarafından desteklenmeyen, İslam Cumhuriyeti’ne, savaşa ve faşizme karşı duran bağımsız bir ses bizim sesimiz.

İran halkının haklı mücadelesini Mossad operasyonlarına indirgemeye çalışan rejim anlatılarına inanmayın. Rekabet halindeki jeopolitik güçlerin manevralarına ve oyunlarına rağmen İran halkının yanında durun.

Türkiye, bölgede yaşanacak dönüşümlerde önemli bir rol oynayacaktır. Erdoğan, İslam Cumhuriyeti’nin çöküşünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya hazırlanırken, halkların kendi hükümetlerine ve bu hükümetlerin zalimlerle kurduğu ittifaklara karşı örgütlenmeye ve mücadeleye hazır olması gerekir.

Dünyanın dört bir yanındaki herkese sesleniyoruz: Hükümetlerinizin bizi ve mücadelemizi jeopolitik pazarlıklarda bir koz olarak kullanmasına ya da özgürlük mücadelemize müdahale etmesine izin vermeyin. Kendi özgürlük mücadelelerinizi ne kadar ileri taşırsanız, bizimkini de o kadar güçlendirirsiniz.

İran’da dayatılan her türlü savaş politikasına ve emperyalist ajandaya karşı bizimle dayanışma içinde olun.
İran’dan elinizi çekin!
Kahrolsun İslam Cumhuriyeti!


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın