Elif Özdemir

Ekofeminizmin Doğuşu
Ekofeminizm, kadın ve doğanın eşsiz uyumunu konu edinen bir yaklaşımdır. Ekoloji ve feminizmi bir araya getiren ekofeminizm çevreyi, barışı ve kadın sağlığını ortak bir çatı altında toplar. Öyle bir hikayesi vardır ki ekofeminizmin, kadın ve doğanın nasıl birbirini tamamladığını en güzel şekilde anlatır. Her hikayenin sahip olduğu gibi bu hikayenin de bir doğuşu vardır. Sanayi devriminin başlamasıyla kaynakların kullanımı gitgide artmıştır. Bu durum da ekolojik sorunların meydana gelmesine sebep olmuştur. Bundan dolayı doğanın tahribatı ciddi seviyelere ulaşmaya başlamıştır. Ekofeminizm bu durumu şöyle açıklar: Erkekler doğayı egemenlik altına almaya çalışırken doymak bilmeyen hırsları ve egoları doğanın bu hale gelmesine neden olmuştur. Yani ekofeminizme göre, doğaya verilen zarar erkek egemen dünyanın bir sonucudur. Bu savunmayı da birkaç nedene bağlamıştır ekofeminizm. Bu nedenlerden biri batılı kartezyen düşüncedir. Batılı kartezyen düşünce erkeği akıl, insan ve kültür gibi kelimelerle bağdaştırırken; kadını duygu, hayvan ve doğa gibi sözcüklerle ilişkilendirmiştir. Bu bağdaştırmaya karşı çıkan ekofeminizm, kadın ve doğa ilişkisini başka bir bağlamda ele almıştır. “ İnsanlar doğaya kadına davrandıkları gibi davranırlar. Onu fethetmeye ve kontrol altına almaya çalışırlar.” düşüncesiyle kadın ve doğa arasındaki ilişkiyi vurgular. Ekofeminizme göre, kadınlar biyolojik ritimleri ve kendi rahimleri ile köklerine dönüp baktıklarında doğanın yaşadığı zorluğu ve verilen zararı daha iyi anlarlar. Bu yüzden ataerkil bilim anlayışına da karşı çıkarak doğaya verilen bu ciddi zararın ve ekolojik tahribatın sadece kadınlar tarafından düzeltilebileceğini savunur ekofeminizm.
Temel Varsayımlar
Ekofeminizm birkaç temel varsayım üzerine dayalıdır. Birincisi, kadınların ezilmesi ve doğanın sömürülmesi arasında önemli bağlantıların olmasıdır. Doğa ve kadın tarih boyunca erkek tarafından bastırılmış, değersiz bir konumda görülmüş ve ötekileştirilmiştir. Bu yüzden ikisinin de aynı özne tarafından olumsuz bir şekilde etkilendiği ve aralarındaki benzerlik ilişkisi söylenebilir. İkincisi, kadınların ve doğanın sömürülmesi bağlantılı olduğundan kadınlar yeşil hareket içinde aktif rol oynamasının önemli olduğudur. Tarih boyunca kadınlar doğa için harekete geçmiştir ve bu sayede hem kadının hem doğanın önemi farkındalık kazanmaktadır. Bu yüzden kadınların doğa için aktif rol alması ekofeminizmin devamlılığı için gereklidir. Bir diğeri ise ataerkil sistemde kadın doğaya ve özel alana, erkek ise kültüre ve kamusal alana yakın görülür. Kadını doğaya benzeterek kadının doğal olduğu düşünülerek yönetilmesi düşüncesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca doğa kültürden aşağı bir konumda görüldüğü için kadın da erkekten aşağı görülmüştür. Bu varsayımların titizlikle incelenmesi ve anlaşılması önemlidir çünkü bu varsayımların amacı kadın ve doğayı korumak, onların değerini ortaya koymak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaktır.
Feminizmin Dalgaları
Feminizm birinci, ikinci ve üçüncü dalga olarak da birbirinden ayrılır. Birinci dalga feminizm, temel hak ve özgürlüklerde erkeklerde denk bir statüyü isterken; ikinci dalga feminizm eve sıkıştırılan kadınların kamusal alanlarda yer almasını istemiştir. Üçüncü dalga feminizm ise postmodernizm ile farklı kadınlık tanımlarını ele almıştır. Farklı dallara ayrılan ekofeminizm düşüncelerin farklı şekillendirilmesiyle daha iyi bir anlaşılırlık kazanmıştır.
Tarihsel Gelişim Süreçleri
Ekofeminizm, Chipko hareketiyle etkisini göstermeye başlar. O zamanlardaki hükümet ticari amaçlar için ormanların yakılmasına izin vermişken Hindistan’ın Mandal köyündeki kadınlar bu duruma tepki göstererek ormanları korumak için harekete geçmiştir. Chipko eylemi de ağaçlara sarılarak desteklerini gösteren kadınlar sayesinde gerçekleşmiştir. Bu eylem sayesinde hükümet o bölgedeki ağaç kesimlerini durdurmuş ve kadınlar doğanın sesi olmayı başarabilmiştir.
1974 yılına geldiğimizde ise ekofeminizmin izlerini edebiyat alanında görüyoruz. Özellikle Françoise d’Eaubonne tarafından yazılan “Feminizm ya da Ölüm” adlı eser birçok feminizme ilham kaynağı olmuştur. Ayrıca daha birçok eserde ekofeminizmin konu olduğunu görebiliyoruz. Böylece ekofeminizm ileriki yıllar için de edebi eserlerde yer alan bir konu haline gelmiştir.
1979 yılına baktığımızda ekofemiznmin önemli adımlarından biri olan “Birlik Bildirgesi”nin yayımlandığı öne çıkar. Three Mile Adası’nda yaşanan nükleer erime faaliyetiyle, kadınlar Pensilvanya’da bu bildirinin yayımlanmasını sağlamıştır. Bu bildirge, yeryüzünün sömürülmesi ve tahribatı ile kadınların karşılaştığı fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddetler arasında bir ilişki kurmuştur. Bu yüzden ekofeminizmin öneminin anlaşılmasında büyük bir rol oynamıştır. 1993 yılında ise Maria Mies ve Vanadan Shila’nın yayımladığı “Ekofeminizm” kitabı birçok feministin ilgisini çekerek edebiyat dünyasında ekofeminizmin sesini duyurmasını sağlamıştır.
Kısaca, ekofeminizmin doğmasında birçok sebep ve düşünce rol oynamıştır. Doğaya verilen zarara karşı sessiz kalmayan kadınlar sayesinde birçok faaliyete geçilmiştir. Kadınların eylemleriyle başlayarak edebiyata kadar uzanan bir yolculuğa dönüşmüştür. Kadını ve doğanın uyumunu gözler önüne seren ekofeminizm, doğa ve kadının değerini ve aralarındaki uyumun farkındalığını artırmıştır. Böylece, ekofeminizm sadece o zamanı ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkarak geleceğe uzanan ve önem verilen bir mesele olarak kabul edilmiştir.
Kaynakça
Mies, M., & Shiva, V. (1993). Ecofeminism. London: Zed Books.
Merchant, C. (1980). The Death of Nature. San Francisco: Harper & Row.
D’Eaubonne, F. (1974). Le Féminisme ou la mort. Paris: Pierre Horay.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
