Pembesi Neden Daha Pahalı?

Dilan İpek

Patriyarkal toplumda her şey cinsiyetlendirilmiştir. Kıyafetlerin de cinsiyetleri vardır, oyuncakların da, mekanların da, sporların da, renklerin de… Hatta vergilerin bile!

Vergi nedir? Genel tanımıyla vergi, devletin kurumlardan ve kişilerden topladığı, ödenmesi zorunlu olan paradır. Vergiler, toplandıkları ve kullanıldıkları alanlara göre çeşitlere ayrılır. İlk akla gelenler gelir vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, konut vergisi gibi türlerdir. Daha özelde ise lüks tüketim vergisi, tampon vergisi gibi uygulamalarla da karşılaşırız. Bir de bunların dışında “pembe vergi” olarak adlandırılan bir tür daha vardır. 

Bu yazıda biraz pembe vergiden söz etmek istiyorum. Aslında yeni bir mesele değil; ancak hala uygulamada karşımıza çıkmaya ve çoğu zaman görünmezliğini korumaya devam ediyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki pembe vergi (pink tax) resmi bir vergi türü değildir. Yani devlet tarafından zorunlu kılınmış, yasalarla belirlenmiş bir uygulama değildir. Bu kavram, Amerika’da kadın örgütleri ve tüketici derneklerinin, bazı ürünlerin aynı işleve sahip olmasına rağmen daha pahalıya satıldığının fark edilmesiyle ortaya çıktı.

1994 yılında Kaliforniya’da “Gender Pricing in The Marketplace’’ (Tüketim Piyasasında Cinsiyet Temelli Fiyatlandırma) isimli bir çalışma rapor, kadınlara yönelik üretilen ürün ve hizmetlerin erkeklere yönelik ürün ve hizmetlere göre yaklaşık %7 daha pahalı olduğunu ortaya koydu. Bu fiyat farkı medyada ‘’pink tax’’ olarak adlandırıldı ve hala “pembe vergi’’ kavramı kullanılmaya devam ediyor. Vergi olarak adlandırılmasının nedeni ise, resmi olmasa da bu fiyat farkının ödenmek “zorunda’’ olmasıydı.

Bu zorunlu ödeme halinin nasıl ortaya çıktığını merak ediyoruzdur.

En somut ve en yaygın örneklerden biri tıraş bıçaklarıyla ortaya konulmuş. Kullanım amacı aynı olan bu ürünlerde, kaç bıçaklı olursa olsun, pembe ambalajlı olanlar genellikle mavi ambalajlı olanlardan daha pahalıdır. Bu yazıyı yazarken tekrar market karşılaştırması yaptım ve evet, büyük oranda hala durum aynı.

Kadınlar için ve erkekler için üretilen kazakların da fiyatları farklı. Şampuanlarda da, parfümlerde de, hatta oyuncaklarda bile bu fiyat farkı kendini göstermeye devam ediyor.

Araştırmalara göre kadın giyim ürünleri erkek giyim ürünlerinden %7,5 – 8 daha pahalı. Kadınlara yönelik üretilen kişisel bakım ürünleri ise erkeklere yönelik üretilen bakım ürünlerinden %13 daha pahalı. Kız çocukları için tasarlanan oyuncaklar da erkek çocuklar için tasarlanan oyuncaklardan %5 – 11 oranında daha pahalı. 

Bir diğer önemli örnek ise kuaförler ve berberler. Saç kestirme, tıraş olma, kırık aldırma gibi işlemlerde, kadınların aldığı hizmetler erkeklerin aldığı hizmetlere kıyasla katbekat daha pahalıdır.

Yani özetle, ne alırsak alalım daha fazla para ödüyoruz! 

Peki ama neden?

Bir ürünün fiyatı birkaç temel unsurla belirlenir. Bunun ilki maliyettir: hammaddesi, işçilik, kira, vergi gibi tüm giderler maliyet kapsamına girer. Diğer unsur ise kardır. Maliyetin üzerine eklenen bu pay, sermaye sahibinin cebinde artı oluşturur ve bunun bir sınırı yoktur. 

Fiyatlar arasındaki farkın bir sebebi maliyet iken, diğer nedeni ise kar oranlardır. Özellikle pembe vergi bağlamında incelediğimizde, maliyeti aynı olan ürünlerin farklı fiyatlarla satılması piyasa eşitsizliklerinin önemli bir göstergesidir.

Bu uçuk fiyat farkının ortaya çıkmasının nedenlerinden biri de piyasada yaratılan ‘’kadınlar zaten alacak’’ algısıdır. Önce bir değer algısı inşa edilir;  kadınlara yönelik ürünlerin “daha iyi, daha kaliteli, daha kullanışlı’’ olduğu düşüncesi pazarlanır. Bu “daha iyi’’ olma hali de fiyat farkını meşrulaştıran güçlü bir dayanağı oluşturur. 

Oysa yapılan araştırmalar, ürünlerin içerik ya da işlev açısından çoğu zaman “daha iyi’’ olmadığını defalarca göstermiştir. Yaşadığımız durum, büyük ölçüde bir tüketim davranışının bilinçli olarak yaratılması ve ona yönelik pazarlama stratejilerinin kadınları sürekli bir bombardımana maruz bırakmasıdır. Bu da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik boyutunun önemli bir parçasını oluşturur.

Yani kadınlar daha fazla ödemeye “istekli’’ gibi gösterilse de, gerçekte piyasa eşitsizlikleri nedeniyle çoğu zaman daha fazla ödemeye mecbur bırakılırlar.

Daha az kazan daha çok öde

Kadınlar hayatın her alanında iki kat yük altındadır. Bu ekonomik bağlamda da aynı şekilde maalesef. Kadınların işgücüne katılım oranı ve ekonomik bağımsızlığı erkeklere göre daha düşüktür ve bu fark hala kapanmamaktadır. 

Avrupa Komisyonu’nun 2024 verilerine göre, Avrupa Birliği’nde kadınlar erkek meslektaşlarına kıyasla ortalama %13 daha az kazanmaktadır. Dünya Ekonomi Forumu’nun verilerine göre ise erkeklerin kazandığı her 1 dolara karşılık kadınlar yalnızca 77 Cent kazanabilmektedir. Bu farkın kapanmasının ise yaklaşık 257 yıl süreceği öngörülmektedir.

2022 yılı itibariyle kadınlar, erkeklerin gelirinin yalnızca %82’sine ulaşabilmiştir.

Bunlar yalnızca birkaç küçük örnek; fakat dünyanın neredeyse her yerinde eşit işe eşitsiz ücret uygulaması, doğrudan veya dolaylı olarak kendisini göstermeye devam ediyor. Yani kadınlar, patriyarkal kapitalizm nedeniyle hem daha az kazanıyor hem de pembe vergi gibi cinsiyetçi uygulamalarla daha fazla ödeme yapmak zorunda bırakılıyor. Bu durum iki kat ekonomik yük olarak kadınların karşısına çıkıyor. 

Kadınların yıllardır sürdürdüğü eşit işe eşit ücret talebi ve mücadelesi, artık bir yönüyle pembe vergi meselesini de kapsamalı; eşit içeriğe eşit fiyatlandırma talebi ve mücadelesi daha fazla gündeme gelmesi gereklidir.

Ne yapsak da daha fazla para ödemesek?

Acaba pembe ambalaj yerine mavi ambalajları mı tercih etsek? Ya da “zaten aynı kazak” deyip erkek reyonundan mı giyinsek? Unisex ürünleri mi kullanmaya başlasak? Yoksa indirim mi kovalasak?

Sadece ‘’bilinçli bir tüketici’’ olmak, bu devasa piyasa koşullarıyla mücadele etmeye yeter mi? Mesele yalnızca bizim bireysel tercihlerimiz mi? Bunları yapmaya başlamak yeterli mi?

Hayır, değil.

Eğer bu ürünlerin içerikleri ve kullanım amaçları aynıysa, fiyatları da aynı olmalı fikri, bu fiyat farkından kar elde eden kişiler hariç herkese mantıklı gelir. Ve uygulanması da gayet mümkündür.

Nitekim pembe vergiye yönelik ilk araştırmaların yapıldığı Kaliforniya’da, aynı özelliklere sahip ürünlerin farklı fiyatlarla satılmasını yasaklayan düzenlemeler mevcuttur. Benzer bir yasak New York’ta da yürürlüktedir. Aynı marka tarafından üretilen, benzer ürün kalitesine ve kullanım amacına sahip ürünler, hedef kitlenin cinsiyetine göre farklı fiyatlandırılamaz. 

Yani bu cinsiyetçi piyasa koşullar, yasalarla bir noktaya kadar sınırlandırılabilir.

Elbette bireysel bilinçlenme ve satın alma alışkanlıklarımız da tamamen önemsiz değildir. Ne de olsa fark etmek, mücadele etmenin ve değiştirmenin ilk adımıdır. Ancak söylemek istediğim şey tek başına yeterli olmadığıdır. Çünkü bu pembe vergi dediğimiz şey yalnızca fiyat politikası değil, eşitsizliğin piyasadaki tezahürlerinden biridir. 

Ve tüm eşitsizlikler gibi, politiktir.

Bu nedenle bir yandan ‘’bilinçli tüketici’ olmak, diğer yandan cepte, hazır görülen tüketici olmadığımızı göstermek için daha fazla mücadele etmek, daha fazla baskı oluşturmak gerekir. Ancak bu şekilde eşitsiz piyasa koşullarını değiştirmek mümkün olacaktır.

Kaynakça

https://muc.co.id/en/article/pink-tax-gender-based-pricing-discrimination

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2125879

https://reporteri.net/tr/haberler/tekne/AB%27ye-g%C3%B6re–AB%27de-kad%C4%B1nlar-h%C3%A2l%C3%A2-erkeklerden-13-kat-daha-az-%C3%BCcret-al%C4%B1yor./

https://indeksonline.net/tr/raporti-i-bankes-boterore-grate-fitojne-vetem-77-cent-per-cdo-dollar-te-paguar-per-burrat/


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın