Berfin Büyükertaş

Bazı kitaplar yalnızca okunmaz; yaşanır, hissedilir, unutulmaz. “Kadın Bilinci, Erkek Dünyası”, sosyalist feminizm ile ilk tanıştığım yıllarda okuduğum kitaplardandı. Kadınların suskunluğunu kelimelere, bastırılmış öfkelerini paragraflara dönüştüren bir metin. Sadece akademik değildi; kalpten, bedenden, sokaktan ve mutfaktan konuşuyordu sanki. Çünkü kadın bilinci, yalnızca düşünsel değil, yaşamsal bir meseledir.
“Kadınlar çoğu zaman ne hissettiklerini bilseler bile, bu hislerin nedenini anlamlandıracak sözcüklere sahip değildir.”
Bu cümleyle başlıyor kitap ve bir duvarı ilk defa yıkarken çıkan o derin çatlama sesi gibi yankılanıyor içimizde. Çünkü kadınlar, yüzyıllardır bastırılmış deneyimlerini taşıyor, ama o deneyimleri konuşmaya kalktıklarında dil, erkek aklın kurallarıyla konuşmak zorunda kalıyor. Biz, bu sessizliği ancak kendi kelimelerimizi bulduğumuzda bozabiliyoruz.
Sheila Rowbotham’ın Kadın Bilinci, Erkek Dünyası kitabı, sosyalist feminizmin kurucu metinlerinden biri olarak hâlâ çarpıcı güncelliğini koruyor. Kitap, 1960’lar sonu ile 1970’lerin başında hem Yeni Sol’un hem de İkinci Dalga Feminizm’in ideolojik çalkantıları arasında yazılmış ve bu karmaşık zeminde kadının özgürleşme sürecine Marksist bir duyarlılıkla ama dogmatik olmayan bir yaklaşımla eğilmiştir. Rowbotham bu kitapta, kadınların hem sınıfsal hem de cinsel ezilmişliğini birlikte ele alarak, sosyalist teorinin eksik bıraktığı yerleri feminist bir bilinçle tamamlamaya çalışmıştır.
Rowbotham’ın yaklaşımı nettir: Kadınların ezilmişliği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel, psikolojik ve dilsel bir baskılar ağında örülüdür. Marksist teorinin “sınıf” merkezli analizinin, kadının ev içindeki görünmeyen emeğini ve gündelik yaşamda bedenine yüklenen anlamları açıklamakta yetersiz kaldığını öne sürer. “Kadınlar bilinçlerini yalnızca ekonomik konumlarına göre kurmazlar.” der Rowbotham ve ekler: “Onların bilinci, aynı zamanda bedenlerine yüklenen anlamlar, duygularına verilen roller ve arzularının bastırılmasıyla şekillenir.”
Kitap, bilinç dediğimiz şeyin sadece bir farkındalık değil; toplumsal ilişkiler içinde, çatışmalarla, acıyla ve mücadeleyle yoğrulan bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
“Bilinç, çoğu zaman bir kırılmayla başlar. Kadın, kendisine ait olmayan bir dünyanın içinde nefessiz kaldığını fark ettiğinde, o ilk sarsıntı yaşanır.”
Bu satırlarla yazar, kadınların uyanışını romantikleştirmiyor. Aksine, bilincin sancılı doğasını görünür kılıyor. Bu uyanış, genellikle evin içinde başlıyor: çocuk bakımında, temizlikte, geçim derdinde, eşitsiz ilişkilerde. Kadın kendini değil, içinde olduğu sistemin gerçekliğini görmeye başladığında dönüşüm başlıyor.
Marksizm Kadınları Nereye Koyar?
Kitap yalnızca cinsiyetçi yapıyı değil, bu yapının nasıl kapitalist üretim ilişkileriyle iç içe geçtiğini de gösteriyor. Ev içi emeğin görünmezliği, kadınların duygusal emeğinin sömürüsü ve bakım emeğinin değersizleştirilmesi, kitapta sistematik biçimde analiz ediliyor.
Marksist literatürün klasik metinleri, kadını genellikle işçi sınıfının içinde eritir ya da kadın sorununu kapitalizmin çözülmesinden sonraya erteler. Rowbotham ise bu yaklaşımı doğrudan hedef alır: “Kadının ezilmişliği tarihsel olarak özel mülkiyetin gelişimiyle açıklanabilir ama yalnızca bu açıklama onu özgürleştirmeye yetmez.” Bu cümle, Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı yapıtıyla doğrudan bir polemik kurar. Engels’in kadının ezilmişliğini üretim ilişkilerine indirgemesi, Rowbotham’a göre eksik bir analizdir çünkü kadının bilinç dünyası, kapitalist üretim ilişkilerinin dışında da bastırılmaktadır.
“Kapitalizm, kadının emeğini yalnızca sömürmekle kalmaz; aynı zamanda onu görünmez kılar. Kadın, çalışırken bile ‘çalışmıyormuş’ gibi yaşar.”
Bu satırlar, sosyalist feminizmin temel meselelerinden birine ışık tutuyor. Kadın emeği yalnızca üretimde değil, yeniden üretimde de sömürülür. Bu ikili sömürü sistemi, hem patriyarkayı hem kapitalizmi ayakta tutan temel direklerden biridir.
Rowbotham, kadınların gündelik hayatlarındaki çelişkileri merkeze alır. Kadının ev içindeki “duygu emekçiliği” veya annelik, bakıcılık gibi toplumsal rollerle bedeninin ve emeğinin sömürülmesi, yalnızca üretim araçlarının özel mülkiyetiyle açıklanamaz. Bu noktada Rowbotham’ın düşüncesi, sosyalist feminizmin temel bir ayrımına işaret eder: Kadınların kurtuluşu, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve bilinçsel bir devrimle mümkündür.
Bugün bile kimi sosyalistler, kadının özgürleşmesini sınıf mücadelesine tabi kılarak kadın hareketini “bölücü” bir unsur olarak görmüşlerdir. Rowbotham bu anlayışı şu sözlerle eleştirir: “Kadın hareketi, işçi sınıfı mücadelesine zarar vermez. Aksine, erkek egemen sınıf mücadelesinin kadınları dışlaması, devrimin kendisini zayıflatır.” Bu yaklaşım, Rowbotham’ın yalnızca feminist değil, aynı zamanda devrimci bir sosyalist olarak da hareket ettiğini gösterir.
Kitapta, hem eril sosyalist örgütlenmeye hem de liberal feminizmin sınıf körlüğüne dönük çift yönlü bir eleştiri bulunur. Liberal feminizmin bireysel kurtuluş anlayışına karşı, Rowbotham kadınların kolektif eylemini, hem patriyarkayı hem kapitalizmi hedef alan bir dayanışma olarak tanımlar.
Bugünün Feminizmi İçin Ne Söyler?
Bugün, neoliberalizm altında bireyselleştirilmeye ve çoğu noktada kapitalizme entegre edilmeye çalışılan feminizmin egemen olduğu bir bağlamda, Rowbotham’ın kolektif mücadeleye yaptığı vurgu çok kıymetlidir. Aynı zamanda, sosyalist çevrelerde hâlâ kadın meselesinin “ikincil” bir mesele gibi görülmesi, kitabın güncelliğini koruduğunu açıkça göstermeye devam ediyor.
Kitaba göre, kadınların bilinçlenmesi birdenbire olmaz; aksine bu, hem dış koşulların değişmesiyle hem de kadınların kendi hayatlarını sorgulamalarıyla gerçekleşen bir süreçtir:
“Kadın bilinci, her günkü deneyimlerden doğar ama bu deneyimler, erkek dünyası tarafından şekillendirilmiştir. Onları çözmek için yeni bir bilinç gerekir.”
Bu söz, bugün hâlâ geçerliliğini korur. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yalnızca işyerinde değil, yatak odasında, çocuk bakımında, gündelik ilişkilerde deneyimleyen kadınlar için politik olan her şey, kişisel olanla iç içe geçmiştir. Rowbotham’ın bu analizleri, onu birçok sosyalist düşünürden ayırır.
Kadın Bilinci, Erkek Dünyası, sosyalist feminizmin hem teorik hem pratik açıdan hala beslenebileceği bir metin. Kadınların hem sınıf mücadelesi içinde hem de kendi özgül cinsiyet mücadelelerinde “iki cephede birden” savaştığını hatırlatıyor. Bu cephelerin birini yok saymak, diğerinin zaferini imkansız kılıyor.
Rowbotham’ın çağrısı, sınıf mücadelesi ile feminist bilincin buluştuğu bir zeminde, kadınların öznelliğini görünür kılmak ve bu özneyi tarihsel devrimci sürecin aktif bir parçası yapmaktır. Bu yüzden kitap yalnızca okunmamalı, tartışılmalı; yalnızca analiz edilmemeli, bugünkü mücadelelere entegre edilmelidir. Bugün, kadın öz örgütlülüğüne alerji duyan sosyalist çevrelerin devrim naraları çoğu zaman sekter bir tatmin duygusundan ibarettir. Aynı şekilde, sosyalist mücadeleye mesafeli duran feminizmler de gerçek bir devrim tahayyülünden yoksundur. Bu ikili yanılsamayı aşmak sosyalist feministlerin sorumluluğudur.
Bugün, sosyalist feminist mücadele yalnızca teorik bir çerçeve değil; kadınların kolektif kurtuluşu için elimizdeki en güçlü ve bütünlüklü araçtır. Her kadın bu mücadeleye aynı yerde başlamasa da, biliyoruz yollarımız burada kesişebilir.
Bu kitap, geçmişin bir tanıklığı değil; bugünün ve yarının yol haritası. Yola hep birlikte, bilinçle, cesaretle çıkıyoruz.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
