
Rozana Urkun
***Bu yazı, diziye dair spoiler içerir.
HBO Max Türkiye’de yayınlanmaya başlanan Mira: Her Şey Yolundaymış Gibi dizisi, başta müzik seçimleriyle sonrasında ise bir kadının yalnızlık deneyimini nasıl ele aldığını merak ettiğim için ilgimi çekti. Dizi Mira ve Yağız’ın ayrılık sahnesiyle başlıyor. İlk sahne gerçekten ayrılığın ve ardından gelecek olan yalnızlık hissinin bir insan için ne kadar vurucu olabileceğini gösteriyor. Yağız konuşurken Mira’nın tek düşündüğü, bağ kurduğu kişinin ne kadar vazgeçilmez ve kıymetli olduğu. Bu ayrılığın sebebini ilk sahneden anlayamasak da ilerleyen bölümlerde Mira’nın bu arayışında biz de bazı sorulara cevap bulabiliyoruz.
Öncelikle ayrılık gibi zor bir deneyimi, bir kadın hikayesi üzerinden izleyecek olmak beni diziye karşı meraklandırsa da beklediğimi bulamadığımı söylemek isterim. Son zamanlarda dijital platformlarda sürekli, toksik ilişkiden fiziksel ve psikolojik olarak darmadağın halde çıkan kadınların hikayelerini görmek biraz rahatsız edici. Çünkü bu diziler erkekleri travmatik, patolojik, davranış kontrolü bulunmayan ve bir zamanlar kalbi kırıldığı için şimdi bir insanı nasıl seveceğini bilmeyen varlıklar olarak bize kabullendirmeye çalışıyor. Mira’nın hikayesinde bu tam olarak böyle olmasa da, boşandığı Yağız karakteri neyi neden yaptığını bilmeyen, sadakatsiz, özgüvensiz bir adam. Bu özgüvensizliğini ise Mira’yı bedeniyle, yaşıyla, işsizliğiyle yargılayarak telafi ediyor.
Evet, Kadınlar da Yaşlanıyor!
Mira, eşi tarafından sürekli başka kadınlarla kıyaslanan, sistematik olarak özgüvenine saldırılan bir kadın. Aynı zamanda evli olduğu zaman diliminde işinden ayrıldığını ve ekonomik bağımsızlığını da kaybettiğini öğreniyoruz. Ayrılırken evdeki kahve makinesine kadar alan bir adam olan Yağız, ilişki içerisinde Mira’nın üzerine adeta kara bulut gibi çökmüş. Böyle bir ayrılığın Mira için kolay olmayacağı aşikar, nitekim Mira’nın yas sürecini izlerken herkes kendi hayatından tanıdık duygular görebilir. Ama Mira’nın en yakınındaki dostu Melis bile, ona ayrılığı atlatması için sonsuz bir destek sunarken -her en yakın arkadaşın yapması gerektiği gibi- ayrılık sebebini yaşlanma karşıtı kremleri kullanmaması, kendine bakmaması olarak görüyor. En azından öyle hissettiriyor. Halbuki sadakatsiz, güvenilmez ve partnerine saygısı olmayan erkeklerin bir ortalaması olarak sunulan Yağız karakterinin karşısında dünyalar güzeli bir kadın da olsaydı hiçbir şey değişmeyecekti.
Yirmilerinin sonuna gelen kadınlara, kullanmazsa dünyanın sonu gelecekmiş gibi dayatılan anti-aging kremlerini neredeyse hiçbir erkek kullanmıyor ve ne hikmetse yaşlanınca dünyanın sonu sadece kadınlar için geliyor. Kadınlar gençken de yaşlıyken de yetersiz hissettiriliyor. Kadınların bedenleri, davranışları her zaman bir kıyas konusuyken erkeklerin böyle bir derdi hiçbir zaman yok maalesef. Ayrılırken dahi, ilişki kadınlar için korkunç olmasına rağmen en çok mahvolanın ve en çok kaybedecek şeyi olanın kadınlar olduğu empoze ediliyor. Dizide Yağız karakterinin, Mira ile boşanır boşanmaz, muhtemelen Mira’yı aldattığı öğrencisiyle yeni bir hayata başladığını görüyoruz. Kısacası hayatı alt üst olan kadın ve tam tersi olarak özgürleşen, zincirlerinden kurtulan erkek anlatısı çok güçlü. Halbuki Mira böyle bir ilişkiden çıktığı ve Yağız gibi bir erkeğe tekmeyi bastığı için şanslı hissetmeliydi. Umarım ilerleyen bölümlerde Mira’nın bu farkındalığa kavuştuğu sahneleri de görürüz.
Kendinden Küçük Erkeklerle Birlikte Olmaktan Utandırılan Kadınlar
Dizide işlenen önemli meselelerden biri de kendinden on yaş genç bir erkekle birlikte olan bir kadın olarak Mira’nın yaşadıkları. Elalem ne der baskısı zaten çok açık. Burada da Mira’nın peşinden koşan genç bir erkeğin ilgisinin Mira’yla birlikte olana kadar sürdüğünü görüyoruz. Mesele oldukça yüzeysel işlenip yeni neslin lovebombing’te ne kadar usta olduğu konusuyla geçiştirilmiş. Halbuki biz kendisinden en az on beş – yirmi yaş küçük kadınlarla sevgili olup uzun uzadıya ilişki yaşayan erkeklerin hikayelerini izlemeye alışığız. Büyük olan bir kadın olduğunda hikayenin bu şekilde kestirilip atılması yine “ayrılık sonrası güçlenme” temalı bir dizide çok iyi hissettirmiyor. Ben Mira’yı gönlünce eğlenip mutlu olurken görmek isterdim, ardı ardına hayal kırıklığı yaşarken değil. Ha bir de genç erkeğimiz dışında, Mira’nın her an karşısına çıkan onunla aynı yaşlarda, zengin, yakışıklı ve bilge erkek karakterimiz de var. Kurtarıcı erkek karakterimiz Mira’nın ne zaman başı sıkışsa orada bitiveriyor. Şu kadını bir yalnız bıraksanız da gerçekten yalnızlığı ve acısıyla nasıl baş ettiğini ya da edemediğini mi görsek? Çünkü gerçekte bu pek böyle işlemiyor, bir adamdan ayrıldıktan sonra kimsenin etrafında kurtarıcı ya da karizmatik erkekler belirmiyor. Mira kurgu değil de gerçek bir karakter olsaydı bir süre değil erkeklerle uğraşmak, hiçbir erkekle bir saniye dahi muhatap olmak istemeyeceğine emin olabilirdik.
Ayrılık Sonrası Yas ve Kadın Dostluğu
Aslında dizide beni en çok etkileyen tema iki kadının arasındaki dostluk oldu. Dizi hazır devam ederken bu iki kadının diyaloglarının daha da artmasını diliyorum. Nitekim Mira ve Melis arasındaki bu diyalog diziye dair beni en çok düşündüren kısım oldu:
“Yalnızlık korkusu ne kadar güçlü bir his. Böyle bir korku olmasa insanlar belki hiç evlenmezdi. “Halbuki evlilik en büyük yalnızlık…”
Mira bir insanla birlikteyken yalnızlığı yaşamış, bir köşeye itilmiş; güvenmek, sığınmak istediği yerden, evinden kovulmuş gibi hisseden bir kadın. Dizinin en güçlü yanını ayrılık sonrası yasla başa çıkma sahneleri oluşturuyor. Yalnızlıktan kurtulmak için hayvan sahiplenmeye çalışıyor, bir işe girip hayata yeniden başlamayı deniyor, Mira aslında yaşamaya devam etmek istiyor. Bu süreçte yanındaki tek ve en sahici destek kaynağı biricik dostu Melis oluyor. Gerçekten de öyle değil mi? Ayrılığın, boşanmanın acısı ölüm sonrası hissedilen acıyla çok benzer nitelikte. Sizin hayatınızdan çıkan bir kişi, doldurduğu boşlukla birlikte hayatınızdan tamamen yok oluyor, ölüme benzer sarsıcılıkta ve gerçeklikte bir deneyim. Bu boşluğu doldurmak, hayata devam etmek ise her gün omuzlarında yeni bir yükle uyanmak gibi ilk zamanlarda. Gücüm yok hissi, yataktan çıkmak istememek, hayatın durmasını dilemek. Böyle zamanlarda bir eşlik edene ihtiyaç duyuyor insan. Mesela bana en iyi gelen hep yakın bir dostun varlığını bilmek oldu, en yakın arkadaşlar iyi ki var. Yanında güçlü olmak zorunda hissetmediğimiz, en zayıf anlarımızda bile iyi hissettiren dostlar, kendi değerimizi ve yapabileceklerimizi hatırlatan, bizi güçlendiren kadınlar… Mira’nın hikayesinde de bunu görüyoruz, dilerim ilerleyen bölümlerde dizi bir kadının yas sürecinde kendine dönme ve kadın dayanışmasıyla iyileşme sürecine daha çok odaklanır.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
