
Tiyatro Çatlak Duvar’ın yeni oyunu Çingene ve Bir Şey, Mart ayında seyirciyle buluştu. Oyun, biri ressam diğeri çiçek satıcısı iki kadının karşılaşmasını anlatıyor. Hikâye ilerledikçe iki karakterin kurduğu eşit ilişkiyi, birlikte özgürleşmelerini ve bu özgürleşmenin verdiği cesaretle kendilerini gerçekleştirmelerini izliyoruz. Oyunun yazarı, yönetmeni ve oyuncusu Lale Peşget ile söyleştik. Oyunu izlemek için gösterim tarihlerine Tiyatro Çatlak Duvar’ın sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.
Öncelikle kendinizden ve Tiyatro Çatlak Duvar’dan bahseder misiniz?
17 yaşından beri tiyatro ile ilgileniyorum. Esenyurt Belediyesi’nde tiyatro eğitimi aldıktan sonra üniversiteye hazırlandım ve drama ve oyunculuk bölümünden mezun oldum.
Tiyatro Çatlak Duvar’ın temellerini üniversitede attım. Çağdaş tiyatro dersinde çeşitli sanat akımlarıyla tanıştım ve politik tiyatroya yöneldim. Ariane Mnouchkine, Erwin Piscator ve Bertolt Brecht gibi isimlerden etkilenerek Tiyatro Çatlak Duvar’ın temellerini atmış oldum. Özellikle Ariane Mnouchkine’nin yönettiği Son Kervansaray oyunu hafızama kazındı. Mülteci ve göçmenlerin yaşadığı zorluklar ile Taliban yönetiminin kadınlara uyguladığı baskı ve bunun sahnede işleniş biçimi benim için çok çarpıcıydı. Oyunun rejisinden ve sahnedeki performanslardan çok etkilendim.
Tiyatro Çatlak Duvar olarak oynadığınız ilk oyun Çingene ve Bir Şey. Oyunun hikâyesine gelmeden önce çıkış sürecini sormak istiyoruz. Oyunu yazarken ve prova sürecinde neler yaşadınız?
Bu oyunu çıkarmak için 12 saat fabrikada çalıştım. Oyunun bütçesi yoktu; ben de fabrikalarda çalışarak en azından birkaç oyun boyunca ekibi idare edebilecek kadar para biriktirdim. Kadın olarak inat etmiştim; paramı kazanıp oyunumu çıkaracaktım ve bunu ilkelerimle başaracaktım. Oyunu çıkardım ve ilkelerime olabildiğince sadık kaldım.
Bence koşullar bu kadar zor olmamalı. Eşit ve sınıfsız bir dünyada yaşamalıyız. Yaratıcılığımızı, en temel ihtiyaçlarımızı dert ederek değil, daha ileri bir insanlık için kullanmalıyız. Yoksulluk övülmemeli, romantize edilmemeli; buna ses çıkarılmalı. Bu, toplumsal bir sorun. Teknoloji ve bilim çağındayız; daha başka şeyler konuşmalıyız. Elbette zor koşullara rağmen devam eden insanlar birer örnek ve ilham kaynağı ama bu bir kurtuluş değil. Hepimize yetecek kadar zengin bu yeryüzü ve talep etmeyi, direnmeyi öğrenmeliyiz; yoksa gelecekte çocuklar yine eşitsiz bir dünyaya doğacak.
Prova sürecine gelirsek… Bu oyun gecikmeli çıktı. Hem bütçe meselesi hem de ekip olmaya dair sorunlar yaşadım ve tarzımı bozmak yerine yoluma devam ettim.
Ekibinizin kadınlardan oluşması ve iki kadının hikâyesini sahnelemek nasıl bir deneyim? Günümüzde tiyatroların durumunu düşünerek feminist oyunlar sahnelemek ve üretim sürecinde feminist yöntemler belirlemek mümkün mü?
Çok güçlü hissettiren bir deneyim. Feminist ilkelerle yola çıkıyorsunuz ve bu ilkelerle ayakta kalmaya çalışıyorsunuz. Herkesle ve her ekiple aynı yolu yürüyemiyorsunuz; var olan çevreyle ya da o çevreyi genişletmeye çalışarak destek görmeye çalışıyorsunuz.
Oyunu yönetirken de yazarken de oynarken de feminist yöntemlerden faydalandım. Bunlardan biri metnin dili; diğeri ise oyuncuyla kurduğum ilişki ve üslup, çizdiğimiz sınırlar.Bunların hepsinde feminist bir refleks var.
Ekipteki kadın arkadaşlarımın benimle dayanışma göstermesi beni inanılmaz rahatlattı ve motive etti. Her şeyin para olmadığını bir kez daha anladım. Birbirine saygı duyan, oyunun devam etmesi için birbirine omuz veren kadınlar var ekipte. Işıkta Gizem ve dekorda Rozana var; bu iki kadın benimle dayanışma hâlinde. O yüzden isimlerini burada anmak benim için kıymetli. Onlar ekipte olmadan önce daha yalnız ve güvensiz hissediyordum. Ekibe nasıl insanların dâhil olacağını bilemiyordum. Çağla ile aylarca prova aldık ve birileri sürece girip bize zorluk çıkarabilirdi. Ekip olurken bazı endişelerimizin olması normal; buraya dair tecrübelerimiz var çünkü.
Çiçek satan Roman bir kadınla ressam bir kadının hikâyesini anlatıyor Çingene ve Bir Şey. Oyunu yazma süreciniz nasıl gelişti? Nerelerden ilham aldınız?
Bilinçdışımın açığa çıktığı bir oyun olduğunu düşünüyorum. Yakuplu’ya taşınmak zorunda kalmıştık ailemle. Yeni tanıştığım bir arkadaşım beni Roman mahallesine götürmüştü. Annesi romanlarla arkadaşlık etmesine çok karşıydı; “Çingene” kelimesini vurgulayarak onlara hakaret ediyordu ama arkadaşımın umurunda değildi.
Beni ilk götürdüğünde rengârenk, küçük evlerden çok etkilenmiştim. Getto şeklinde bir mahalleydi ve sanki masallardaydım. Tek tip beton yığınlarından çıkıp rengârenk sokakların önünde bulmuştum kendimi. Komşuluk ilişkileri, kapıda içilen çaylar, sohbetler, düğünler… Başka bir dünyaydı sanki.
Esenyurt’ta boks dersine giderken yolumun üzerinde de Roman mahallesi vardı. Oradan geçerken gözlerim hep o evlere takılırdı; yavaş yürür, çaktırmadan bakardım. Yanlış anlaşılmaktan korkuyordum ama merak ediyordum.
Bir dönem çok kâbus görüyordum. Rüyamda kurtlardan ve köpeklerden kaçıyor, hiç tanımadığım evlere sığınıyordum. Bu evler Roman mahallesindeki evlere benziyordu. Kim bilir, belki de “Çingeneler” kurtaracak beni. (Bu arada “Çingene”yi politik olarak kullanıyorum; yüklenen kötü anlamı tersine çevirebiliriz.)
Daha sonra çiçek satan Roman kadınlara denk geldim. Görmezden gelinmeleri ve bir gül satabilmek için sarf ettikleri sözler beni çok etkiledi. Bir gün parkta otururken bir teyze bana gül satmak istedi. Başta kendime çiçek almak tuhaf gelmişti. Sonra çiçeği aldım; teyze de oturup sigara yaktı ve cezaevindeki oğlundan bahsetti.
Bir başka deneyimimde ise maddi durumu iyi olan birinin çiçek almaması beni çok düşündürdü. Kadın o kadar yalvardı ki, hem bundan utandım hem de “O çiçeği almaya değmez miydim?” diye düşündüm. Mesele çiçek değildi. Keşke çiçekler dallarında kalsa, Romanlar ve tüm “öteki” olanlar eşit bir dünyada yaşasa.
Bu oyunu üniversitede yazdım. İlk başta üç sayfalık bir ödevdi, sonra sahnede hayat buldu.
İki kadın karakter arasındaki ilişkide eşitlik vurgusu dikkat çekiyor. Bunu nasıl kurguladınız?
Karakterlerin hem kurmacaya hem gerçeğe dayalı yönleri var. Ressam karakterini yaratırken feminist ressamlardan esinlendim. Aynı zamanda sosyalist bir kimliği de var. Bu karakterin pratikte çelişmemesi benim için çok kıymetliydi.
Çingene karakteri ise ötekileştirmelere rağmen kendi kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Bilinçli seçimler yapıyor: şalvar giymek, kendi jargonunu kullanmak gibi. Gururlu bir yanı da var.
İki karakterin ortaklaştığı politik noktalar olduğu gibi birbirlerini tamamlayan yönleri de var. Ressam teoride güçlü ama pratikte zorlanıyor; Çingene ise tam tersine hareket edebiliyor. İlk karşılaşmadan sonra ikisinin de hayatı değişiyor.
Oyun sizin hayatınızdan izler taşıyor mu?
Bu soruya çok detaylı cevap vermek istemiyorum. Karakter yaratırken özdeşim kurmak yerine onların koşullarını analiz etmeyi tercih ediyorum.
Oyuna gelen tepkiler nasıl?
Çoğunlukla olumlu. Oyunun toplumsal meselelere değinmesi takdir ediliyor. Seyirciler oyunun biraz kısa olduğunu söylüyor.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Teşekkür ederim. Tüm emeği geçen kadınlara ve bizimle dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ederiz. Dayanışma yaşatır.
Tiyatro Çatlak Duvar’ın Instagram hesabı:
https://www.instagram.com/tiyatro_catlakduvar/
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
