Büşra İşgüzar

Doğrulardan şaşmanın verdiği vicdan azabıyla susmaya devam edip güzel günleri sabırla bekliyoruz, oyunun içinde kalarak ellerimizi taşın altına koyuyoruz; kıskacın arasında nefes almaya ve var olmaya çalışıyoruz.
Türkiye’de bir akademisyen adayı olabilmek bile ekonomik anlamda güçken, çalışma alanı içerisinde konu Queer, toplumsal cinsiyet, LGBTİ+ ve Feminizm olunca ötekinin de ötekisi oluyorsun.
Ekonomik anlamda şu anda ülkede ciddi bir gelire sahip olmak zorundasın ki hayatın akışına kapılmadan bir bilim insanı olabilesin. Kaldı ki bir sosyal bilimci isen farkındalığın seni bazen yıpratıyor.
Yaptığın her çalışma, yıllarını verdiğin araştırmalar, her yeni bir sayfaya ayırdığın heyecan, hiç bilinmeyeni arama ruhunu söndürüp ve bir kenarda bekliyor. Ama yazmaya devam ediyorsun. Çünkü ne olursa olsun bir gülen yüz, umut yetiyor yeşermene. Tazeleniyorsun.
Ekonominin ve baskının verdiği sıkışmışlık hissi, özgürce yazma isteğini olumsuz etkiliyor. Kalemi eline her aldığında eğer düşüncelerini duyurmak istiyorsan, sınırlı cümleler kurma fikri senin motiveni düşürüyor.
Doktora alımları, öğretim üyesi, araştırma görevlisi ve asistan vs. başvuruları da seni filtreden geçirerek yolda bırakıyor. Toplumsal Cinsiyet derslerinin kaldırıldığı ve kadın araştırmalarının “merkezlere” sığdırıldığı akademi dünyasında yine kendine alan bulamayan bir çok insan oluyor. Queer ve LGBTİ+ çalışmaları ise sadece yüksek lisans ve doktora tez çalışmalarına, akademik bir dergiye, ya da “şanslıysan” bir kongreye sıkışıp kalıyor.
Yüksek lisanstan mezunu olanlar doktora masraflarını çıkarabilmek ve hayatta kalabilmek için seçici olmadan bir işe giriyor. Kimileri yolda kalıyor fakat bir yerlerde bilim insanı olabilme isteği hep duruyor. Kimileri ise uzun yolu görüyor, bekliyor.
Yüksek lisans zamanları kurulan akademisyen adayı arkadaşlıkların zamanla eksiliyor. Düzene ayak uyduranlar oluyor. Fakat senin var olmanı desteklediklerinde nefes alıyorsun. Vazgeçmiyorsun, sanki özgürlük çizgisine koşan bir koşucu gibi.
Türkiye’de birçok akademisyen aday yeni çalışma alanları açmak istemelerine rağmen tekdüze eğitimin getirdiği kurallar bütününe sığmaya çalışıyor. Queer, LGBTİ+ ve toplumsal cinsiyet çalışan birçok sosyal bilimci, birçok akademisyen tarafından ötekileştirilmeye maruz kalıyor.
Türkiye’de şu anda birçok çalışma alanı görünmezlik sorunu ile karşılaşıyor. Temelinde sosyal bilimin diğer bilim dallarına göre “daha az bilim” olarak görülmesinden kaynaklanıyor. Sosyal bilimin içerisinde ise Queer, LGBTİ+,toplumsal cinsiyet ve Feminizm alanları ise “aşırı” bulunuyor ya da görünmezliğe maruz kalıyor.
İktidar tarafından uygulanan baskı akademisyen alımlarında kendini gösteriyor. Yazmak istediğinde ise soruşturma açılması, titlenin ve araştırma ruhunun elinden alınması gibi riskler ile karşılaşma ihtimalin oluyor.
Hem akademi hem de alandaysan eğer o mücadele isteğin bitmiyor. Yaşamak ve var olmaktan vazgeçmeyen insanları gördükçe; sen de vazgeçen insanlar ve vazgeçmeyen insanlar için mücadele ediyorsun. Pencereler açıyorsun kendine, başkalarına. Biliyorsun ki elbet bir gün gelecek, gökkuşağına boyanan bir gökyüzü.
Yol şu anda arafta olsa da otobana çıkacağız.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
