İMECE Ev İşçileri Sendikası’ndan Minire İnal ile Söyleşi


İMECE Ev İşçileri Sendikası’ndan Minire İnal ile ev işçiliğinin görünmeyen mücadelesi üzerine söyleştik.


Öncelikle sizi tanımayan okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz? Hem sizi hem de İMECE Ev İşçileri Sendikası’nı tanımak isteriz. Nasıl başladı bu mücadele?

Ben Minire İnal. Evliyim, iki çocuk annesiyim. Antalya’da yaşıyorum. Hayatım çalışmakla geçti diyebilirim. Antalya’da turizm sektöründe, tekstilden kafeye; restorandan otellere kadar birçok işte çalıştım. Sigortasızlık, maaşların ödenmemesi gibi pek çok haksızlık yaşadım.

Bir süre sonra ev işçiliğine başladım; çünkü eşim de inşaat sektöründeydi ve düzenli işi yoktu. İki çocuğumuz vardı, eve ekmek götürebilmek için başladım. 2009’da üçüncü kattan düşerek ağır bir iş kazası geçirdim. Uzun süre hastanede yattım, ameliyatlar geçirdim; bir buçuk yıla yakın evde bakıma muhtaç yaşadım. Eski sağlığıma kavuşamadım ama çalışmaya devam ettim.

Bu süreçte, İstanbul’dan Antalya’ya gelen bir belgesel gösterimiyle İMECE ile tanıştım. O zaman “İMECE Kadın Dayanışma Derneği”ydi. Ev işçilerinin sorunlarını görünür kılmaya çalışıyorlardı. Film gösterimine arkadaşım götürdü ve orada tanıştım. Sonra İMECE’nin Antalya ayağı oldum. Bu, benim hayatımda çok şeyi değiştirdi.

İMECE’nin kuruluşu ve sendikalaşma süreci nasıl gelişti?

Ev işçileri olarak en büyük sorunumuz güvencesizlikti. İş yasasında yer almıyoruz; sigorta yok, emeklilik yok, iş kazası olunca tanınmıyor. Bu yüzden sendika kurma ihtiyacı doğdu; İMECE Ev İşçileri Sendikası’nı kurduk. Hem dayanışmak hem haklarımızı görünür kılmak için.

Benim iş kazamla ilgili dava da sendikanın desteğiyle yürüdü. Ama hâkim, “haftada iki gün çalıştığın için iş kazası sayılmaz” diyerek davayı reddetti. Gerekçesi de o saçma “10 günden az çalışan ev işçileri” düzenlemesiydi. Oysa benim kazam 2009’da olmuştu; yasa 2015’te çıktı. Türkiye’de böyle adaletsizlikler çok. Şimdi dava üst mahkemede. Umarım bu pilot dava diğer ev işçileri için de bir örnek olur.

Ev işçiliği uzun yıllar “yardım” ya da “kadın işi” olarak görüldü. Siz bu işi “iş” olarak adlandırmaya başladığınızda hayatınızda neler değişti?

İlk zamanlar sadece evime katkı olsun diye başladım; kadın işi gibi görüyordum. Ama İMECE ile tanıştıktan sonra kendimi buldum. Benim yaptığım şey bir işti; ben işçiydim. Evde de, işte de bir birey olduğumu, söz hakkım olduğunu anladım. Biz emeğimizin karşılığını alıyoruz; yani işçiyiz.

Toplumda hâlâ bize “kadın”, “bana bir kadın lazım” deniyor; sanki bir meslek değilmiş gibi. Oysa nasıl elektrikçi, aşçı varsa ev işçiliği de bir meslektir. Cam silmek, ütü yapmak, yemek pişirmek; hepsi ayrı bir emektir. Ama bizim işimizin tanımı bile yok. Yemek saatimiz, molamız yok. “Yemek verilir mi?” tartışmaları bile yapılıyor.

Gariban temizlikçi değil, ev işçisi” sloganı büyük yankı uyandırmıştı. Bu slogan nasıl ortaya çıktı?

İstanbul’da, işe giderken durağa giren bir arabanın altında kalan üç ev işçisi arkadaşımız hayatını kaybetti. Gazeteler “gariban ev işçileri” diye yazdı. Biz de “gariban değiliz, ev işçisiyiz” dedik. Bu, bizim kimliğimizi anlatan bir slogandı. Biz muhtaç değiliz; emekçiyiz. Sadece farklı bir yerde çalışıyoruz.

Sosyal medyada bazen ev işçileri “şımarık”, “çok kazanan” ya da “lüks içinde yaşayan” olarak gösteriliyor. Buna ne diyorsunuz?

Plaja gitmemizi bile çok görüyorlar; sanki tatil yapmaya hakkımız yok. Ben 60 yaşındayım, hayatımda bir kez Side’ye gittim; o da arkadaşımın ısrarıyla. Tatile gidenleri ben hazırladım, onların valizlerini taşıdım. Bizim bir gün denize gitmemiz bile lüks sayılıyor.

Bir arkadaşım, haftada bir gittiği evde, bir hafta önceden kalmış dolmayı önüne koymuşlar. “Ben bunu yemem, bu bayat” demiş. Ev sahibi, “Koskoca hâkim yiyor da sen niye yemiyorsun?” demiş. Yani bu kadar değersizleştiriliyoruz. Ama artık İMECE sayesinde arkadaşlarımız haklarını dile getirebiliyor.

Ev işçilerinin sorunları sadece sigortasızlık değil, değil mi?

Evet, görünmeyen bir sürü yük var. Biz sadece temizlik yapmıyoruz; evin psikoloğuyuz, mimarıyız, danışmanıyız. Evde tartışma olursa dinliyoruz, yönlendiriyoruz. Bir arkadaşım, “Çalıştığım evin stresinden şeker hastası oldum” dedi.

Bir başka arkadaşımızın başına geleni anlatayım: Ev sahibi ona ceket vermiş, kadın da beğenip almış; ablasına vermek istemiş. Sonra o gün işe çağırmamışlar. Kadın başka işe gitmiş. İşveren, “Gelmezsen seni hırsızlıktan savcı olan eşime şikâyet ederim” demiş. Böyle tehditlerle yaşıyoruz.

Benim kazamda bile önce hizmet tespiti davası açmak zorunda kaldım, çünkü kimse “orada çalışıyordu” diyemiyor. Evde çalışıyoruz; görünmeziz.

Göçmen kadın ev işçileriyle dayanışmanız nasıl?

Çok zor. Çoğu kayıt dışı çalışıyor. İşverenler bizimle tanıştırmıyor; onlar da korkuyor. Pasaportlarına el konuluyor, düşük ücretlere çalışıyorlar, çoğu depolarda kalıyor. Yatılı çalıştırılıyorlar. Asgari ücretin bile yarısına çalıştırılıyorlar. İnsanların zor durumlarını kullanıyorlar.

Devletin “komşu annelik” gibi projeleri gündemde. Sizce bu tür politikalar ne anlama geliyor?

Kreş açmak yerine komşuya emanet etmeyi diyorlar. Halk Eğitim’de bir hafta kurs alacak kadın, sonra ücret karşılığı çocuk bakacak. Kreşlerde bile güvenlik sorunu varken bu nasıl denetlenecek? Sosyal devletin görevi kreş açmak, bakımevi kurmak. Ama kadın emeğini yine ucuz işgücüne çeviriyorlar. “Zaten evde oturuyor, 3–5 kuruş da kazansın” mantığı. Komşu anne olur ama komşu baba yok!

Türkiye, ILO’nun 189 No’lu “Ev İşçilerine İnsana Yakışır İş” Sözleşmesi’ni hâlâ onaylamadı. Sizce neden?

Devlet yük almak istemiyor. Oysa bu sözleşme onaylansa biz de diğer işçiler gibi sigortalı, emekli, güvenceli oluruz. Çalışma saatlerimiz, statümüz belli olur. Ama kadın emeğine değer vermeyen bir sistemde yaşıyoruz. Ev işçilerinin emeği görünmez. Devlet de bunu görmek istemiyor. Biz İMECE olarak mücadele etmeye devam ediyoruz. Çünkü bu sadece ev işçilerinin değil, bütün kadınların, bütün emekçilerin mücadelesi.

Ev işçilerinin hayatında bu düzenlemeler neleri değiştirebilir? İş saatlerini bilmek, iş tanımını bilmek, güvenceli çalışmak, yan haklara sahip olmak… Bunlar insanların hayatında nasıl bir dönüşüm yaratır?

Ben şimdi bir şekilde emekli oldum. Az ya da çok; yeterli mi, değil tabii. Ama en azından bir maaşım ve sağlık güvencem var. Yine de geçinebilmek için 100–200 liraya kolye, bileklik satarak mücadele ediyorum. Ev işçilerinin çoğunda ise bu güvence hiç yok.

Bir sigortanın olması insana güven verir. Şu anda çalışanlar o kadar çok kimyasala maruz kalıyor ki: astım, bel fıtığı, menisküs, kas yırtılması gibi hastalıklar çok yaygın. Doktora gidemiyorlar; gitse ilaç alamıyorlar. Ev işçileri bu yüzden çok yıpranıyor. Bu hastalıkların hepsi kronik ve yaşlılıkta da devam ediyor. Sigorta olmayınca tedavi bile mümkün olmuyor; bu da hayatlarını çok zorlaştırıyor.

Feminist hareket uzun zamandır görünmeyen emeği, bakım emeğini ve ev işçilerini gündeme taşıyor. Sizce ev işçiliği mücadelesi feminist mücadelenin neresinde duruyor?

Ev işçiliği kadın işi olarak görülüyor; görünmez kılınıyor. Bu durum hem patriyarka hem de kapitalizmle doğrudan ilişkili. Bizim mücadelemiz, bu ikisine karşı verilen ortak bir mücadele aslında.

İMECE’ye gelen kadınlar, yaptığımız eğitimler ve toplantılarla kendilerine güven kazandılar. Bir arkadaş, “Derneğe gidiyorum dedim; eşime izin istedim demedim” dedi. Bir diğeri, “Patronumdan zam istedim” dedi. Bu cesareti İMECE’den ve dayanışmadan alıyoruz. Ben de söyledim ya, İMECE ile kendimi buldum. Kadınlar artık kendilerini ifade edebiliyor.

Eskiden kadınlara “çalış, sus, hizmetini yap” denirdi. Görünmeyen kadın, görünmeyen emek… Ama şimdi yan yana geliyoruz; örgütleniyoruz. Birbirimizin benzer hikâyelerini dinlemek, yalnız olmadığımızı bilmek bize güç veriyor.

Yan yana olmak, benzer deneyimleri paylaşmak kadınlara nasıl bir etki yaratıyor sizce?

Kesinlikle güç veriyor. Kadınlar daha dik duruyor artık. Çünkü arkamızda bir sendikamız var; İMECE var; birbirine destek olan arkadaşlarımız var. Birimiz sorun yaşadığında diğeri dinliyor, sahip çıkıyor.

Yaptığımız eğitimlerde, toplantılarda o kadar çok hayat hikâyesi dinliyoruz ki… Hepsi birbirine benzer ama aynı zamanda ilham verici. Gazete röportajları, televizyon programları, basın açıklamalarıyla sesimizi daha fazla duyuruyoruz.

Sizlerin de desteği çok önemli. Çünkü biri bile duysa, “Ben böyle bir şey duymuştum” dese, bir fark yaratıyoruz. Bu, hem işverenin hem işçinin kulağına gidiyor. Küçük bir farkındalık bile bizim için çok değerli.


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın