Feminist Bir Öz Savunma Yöntemi Olarak İfşa

Rozana Urkun

Birkaç gündür sosyal medyada erkek fotoğraf sanatçılarına yönelik ifşalar gündemde. Tacize uğrayan kadınlar yaşadıklarını çeşitli platformlarda açıkladı, ardından ifşa edilen isimlerin sayısı bir çığ gibi büyüdü. 2017 yılında sinema sektöründeki kadınların maruz kaldığı cinsel saldırı ve tacizlere karşı örgütlenen #MeToo hareketiyle yoğun biçimde tartışılan ifşa yöntemi, ülkemizde de #SusmaBitsin etiketiyle yankı bulmuştu. Güncel ifşalar, sinema ve TV sektörü dışındaki alanlarda da kadınların tacize karşı susmadıklarını ve birbirlerinden cesaret aldıklarını gösteriyor.

Konumunu ve statüsünü kullanarak kadınları manipüle eden, sistematik tacize maruz bırakan erkeklerin “Bana bir şey olmaz” anlayışıyla sırtını yasladığı şey, erkek egemenliğin ta kendisi. Erkek egemenliği, erkeklere hayatın her alanında ayrıcalık tanırken kadınları taciz, tecavüz ve şiddetin çeşitli biçimleri karşısında güçsüzleştiriyor. Yine de tek bir ifşanın bile nasıl bir domino etkisi yarattığını görmek ve kadınların birbirinden güç alarak failleri ifşa edecek cesareti bulabildiğine tanık olmak, tüm kadınlar için güç verici.

İfşa yöntemi son zamanlarda oldukça büyük bir tartışma konusu. Bu tartışmanın iki boyutu var: biri ifşanın bir linç gösterisine dönüşüp erkeklerin yargısız infaz edilmesi, diğeri ise kadınların yaşadıkları şiddeti görünür kılıp feminist adaleti tesis etmek için gerekli bir yöntem olması.

Kadınlar Neden İfşaya İhtiyaç Duyuyor?

Bu noktada hatırlatmak gerekir ki ifşa, bir lince dönüşmeden önce kadınların yaşadıkları şiddeti görünür kılmak için çoğunlukla başvurdukları son yöntemdir. Erkek egemenliği içerisinde yaşanan şiddeti anlamlandırmak, ne yaşadığını kabul etmek ve faille yüzleşecek gücü bulmak kadınlar için oldukça zor. Dolayısıyla kadınların büyük çoğunluğu yaşadıklarını dile getiremiyor ya da kendilerini suçluyor. Çünkü anlattıklarında suçlanacaklarını, failin ve çevresindekilerin tepkisine maruz kalacaklarını ya da onlara inanılmayacağını düşünüyorlar. Üstelik haklı olarak.

Öte yandan, erkeklerin işledikleri suçlar karşılığında ceza aldığı örneklerin azlığını düşündüğümüzde kadınların şiddet karşısında hissettikleri çaresizlik ve yalnızlık oldukça anlaşılır. Yani kadınlar failleri ifşa ederken karmaşık süreçlerden geçiyor, ağır hesapların ardından bu cesareti bulabiliyorlar.

Fiziksel şiddet ve cinsel saldırı gibi ağır suçlarda dahi ifşadan sonra erkeklerin itibar kaybı yaşamadığını görüyoruz. Örneğin, şiddet faili Ozan Güven’in, eski sevgilisini darp etmesine ve “kasten yaralama” suçundan 2 yıl 3 ay hapis cezası almasına rağmen Yedi Kocalı Hürmüz müzikalinde rol alacağı gündeme geldi. Tepkiler üzerine Ozan Güven müzikalden atılmadı, yalnızca müzikalin itibarına zarar gelmemesi için kendisinin çekildiği duyuruldu. Üstelik bu “incelikli (!) davranışı” için teşekkür bile edildi. Bu örnek, erkek-fail dayanışmasının geldiği noktayı görmek için yeterli.

Benzer şekilde, Yüzyüzeyken Konuşuruz grubunun üyeleri Can Tunaboylu ve Kaan Boşnak defalarca kadına yönelik şiddet vakalarıyla gündeme gelmelerine ve ceza almalarına rağmen kariyerlerinde ciddi bir kayıp yaşamadılar. Bu süreçlerde hayatta kalan kadınlar “Ya iftiraysa?” denilerek yalnızlaştırılırken, erkeklerin hayatına küçük pürüzlerle devam etmeleri ise tartışma konusu edilmiyor. Bakın burada erkek egemen yargıların bile ceza verdiği erkeklerden bahsediyorum, hiç ceza almadan yoluna devam eden erkekleri siz düşünün. 

Sosyal medya ifşalarının elbette lince dönüşme riski var. Ancak bu risk, ifşa eden kadın için de geçerli. Failden önce kadının uğradığı linç ve saldırılar düşünülmeli. Çoğu zaman erkeklerin mağduriyeti ve itibar kaybı tartışılırken kadınlar yerden yere vuruluyor. Hukuki ve toplumsal adalet mekanizmalarının sınırlılığı, ifşayı feminist bir öz savunma yöntemine dönüştürüyor. Fail erkeklerin itibarı düşünüldüğü kadar, şiddetten hayatta kalan kadınların itibarı ve yaşamı düşünülseydi erkekler bu kadar kolay korunabilir miydi?

Bugün, varoluş sebebi eşit bir yaşamı kurmak olan sosyalist kurumlar bile fail kendi içlerinden çıktığında ifşa eden kadınları cadı ilan edip erkekleri koruyabiliyor. Dolayısıyla ifşa yöntemini tartışmaya açmak, çoğu zaman erkek egemenliğini yeniden üreten bir pratik haline geliyor.

İfşa Yeterli mi? Sorumluluk Hepimizin!

Peki ifşa tek başına yeterli mi? Ya da şiddetin tüm sorumluluğunu ifşayı yapan kadının omuzlarına yüklemek ne kadar doğru? İfşa, zaten ifşayı gerçekleştiren için başlı başına zor bir süreçken, fail erkeklerle kurulan bilinçli ya da bilinçsiz dayanışma şiddet döngüsünü sürekli hale getiriyor.

İfşa edilen tanımadığımız biri olduğunda onu sosyal ağlarımızdan çıkarmak, tepki göstermek, özeleştiri beklemek kolaydır. Ancak ifşa edilen kişi tanıdığımız olduğunda tavrımız daha da önemlidir. Çünkü ifşanın dönüştürücü ve feminist adaleti tesis edici bir mekanizma olabilmesi için failin hayatında bir değişim yaratması gerekir. Fail hesap vermediğinde, kariyeri tehlikeye girmediğinde, yaptıklarıyla yüzleşmediğinde ifşanın unutulacağını ve sonuçsuz kalacağını bilir.

Kadınların sistematik olarak yaşadığı bir şiddet bu, evet erkek egemenliğinin daha derin nüfuz ettiği bazı sektörlerde daha çok karşımıza çıkıyor, ama kadınlar yaşamın her alanında erkek şiddetiyle yüz yüze yaşıyor zaten. Televizyonda görmeye alışık olduğumuz, çok güçlü birtakım insanların fail olması durumunda şok olma durumu bir yana, en yakınımızdaki insanlar da fail olabiliyor. Şiddete karşı verilen her bir tepki, faille araya koyulan mesafeler kadınların tekrar tekrar bu şiddetin mağduru olmaması için gerekli. #MeToo ve benzeri hareketlerin kadınlara verdiği güç sayesinde, bugün kadınlar yaşadıklarını ifşa etme konusunda daha ısrarcı. 

Feminist Dayanışma ve Cesaretin Bulaşıcılığı

Cinsel şiddeti anlamlandırmak, yargılanacağını düşünmeden ifade etmek ve failden hesap sormak gerçekten oldukça zorlayıcı. Bunu kolaylaştıran tek bir şey var, o da feminist dayanışma. Şiddete maruz kalan kişiye seni görüyorum, duyuyorum, anlıyorum ve yanındayım demek zorundayız. 

Her koşulda kadının beyanını esas almak,  şiddet beyanın önemli ve benim için görünür, seninle birlikte buna karşı mücadele edebilirim demektir. İfşalar, bir linç̧ girişimi ya da şiddet biçimi değil, duyulmak ve şiddetin görünür olması için bir adım. Erkek şiddetinin yaşamın her alanında görünmez kılınmasına bir itiraz. Dolayısıyla ifşa yöntemini itibarsızlaştırmak yerine erkeklerin en basit hareketlerinde dahi kendine yer edinen tacizin ve şiddetin karşısında olmamız gerekiyor. 

Bunu en yakınımızdaki faillerle yüzleşerek, onları aklamayarak, yaşadığını anlatmak isteyen kadınlara alan açıp cesaret vererek yapabiliriz. İfşa edilen erkeklerin kariyerinin bitmesi, hayatının mahvolması ya da yaşayacağı her türlü sonuç, ifşa eden kadının değil, erkeğin kendi sorumluluğudur. Tıpkı tacizci olup olmamanın kendi sorumluluğu olduğu gibi.

Fail erkeklerle empati kurmak yerine kadınların yanında olmak da önemli bir tercih meselesidir. İfşalar, hesap soran ve aynı zamanda dönüştürücü mekanizmalarla anlamlıdır. Birçok kadının yaşadığını paylaşması, benzer şiddet biçimlerine maruz kalan kadınların da kendini ifade etmesine ve iyileşmesine cesaret verir.

Kadın dayanışması, faillerin yaptıklarının yanına kalmamasını ve hesap vermelerini sağlar. O yüzden feminist bir öz savunma yöntemi olan ve her kadına güç verdiğine inandığım ifşayı daha çok konuşmaya ihtiyacımız var. Ancak bu konuşmalar, ifşanın meşruluğunu sorgulayıp kadınları yıpratmak için değil; erkekler ve patriyarka üzerinde kalıcı bir denetim aracı olmasını sağlamak için yapılmalı.


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın