
Bir kitapta okumuştum, “aşktan öte ne var?” diye soruyordu. Bu soruyla karşılaştığım zaman daha aşk dehlizlerinde yüzmediğim için içim ısınmıştı. Şimdi tekrar bakınca aşkın korkutucu tarafları üzerine düşünüyorum. Geçen sana Leyla olduğumdan, aşka düştüğümden bahsetmiştim detaylarına girmeden. Öylesine bir detaylara girmemek değildi o, detaylara girmekten korkmakla da ilgiliydi biraz.
Yetkililer söylesin; bu kadar yoğun, bu kadar büyük duygularda gezinmenin kalp sağlığı açısından tehlikesi var mı? Bu duygularla yoğurulmak taşikardiye sebep olur mu? Yoksa evrimsel gelişimimiz için gerekli mi? Sence ben kaygı bozukluğu mu yaşıyorum yoksa her kalp kırılmaktan korkar mı biraz?
Yok, dur orada ey günlük! Her kalp ile ilgilenmiyorum. Yetti canıma bu kolektif düşünme halleri. Ben bu kez yalnızca kendi kalbimin sorunlarıyla ilgilenmek istiyorum. Görüyorsun işte ey günlük; Leyla olmak her zaman uçmakla ilgili değil, zaman zaman yere çakılmaktan korkmakla da ilgili. Bazenleri yorucu geliyor korkular ama ne demiş birtakım arabesk şarkıcılarımız; her şeyin bedeli var, Leyla olmanın da.
Kırılır bükülür müyüm, aman dağılır köşe bucağa saçılır mıyım diye düşünürken odamın duvarlarında gezindi gözüm. Aylar aylar öncesi bambaşka sebeplerle yaşadığım hayal kırıklığı sonucu dünyam başıma yıkılmıştı. Bir grup insanla birlikte inandığımız ideallerimiz var zannediyordum, meğer öyle değilmiş. Çocukluğumdan beri büyütüldüğüm değerlerin yakın gördüğüm kimseler tarafından darmadağın edilmesi, parçalanması ve üzerinden geçilmesi kalp sağlığımı epey kötü etkilemişti. Hayatımın parça parça döküldüğü o günlerde odamın duvarları da dayanıklı kalamadı. Veya belki de benim parçalanmama eşlik etmek istemiş olacak ki duvarımın boyaları önce çatladı birçok yerinden, sonra usul usul dökülmeye başladı zemine; kalbim gibi.
O zamanlar duvarımın duygularıma eşlik etmesi sakinleştiriyordu beni. Sonuçta kolay değil ey günlük; insan paramparça haldeyken çevresinde de bir tutam dağılmışlık görmek istiyor. “Şu koca dünyada dağılıp duran bir ben olamam değil mi?” sorusunun cevabını bilmek istiyor. Hayatı dağılıp giden ben ve parçaları dökülüp duran duvarım uzun zaman birbirimize arkadaşlık ettik. Sonra ben biraz toparladım, duvarım biraz duruldu, sonra biraz daha toparladım, duvarım dökülmekten vazgeçti derken bugüne geldik. Şimdilerde iyiyim, duvarım da onarılmayı bekliyor. Aşkla ilgili spesifik olarak nerede durduklarını bilmediğim ama duvar onarmak konusunda usta kimselere duvarımı emanet edecekken Küçük Kıyametim’den (aşık olduğum kadından şimdilik bu şekilde bahsedeceğim) bir öneri geldi. Belki öylesine söyledi ama ben hızlıca ikna oldum. Sonuç olarak Küçük Kıyametim’in önerisiyle duvarımı kendim tamir etmeye karar verdim.
Küçük Kıyametim’le ilgili kaygı fırtınası da böylece durulmuş oldu. Kendimi ömrüm boyunca kaç kere tamir ettim, kaç kere köşe bucağa saçıldım… Eğer aşkımızın yere çakılacağı varsa, varsın çakılsın; şairin dediği gibi, ben hep uçuşumuzu hatırlayacağım (umarım olmaz bunlar bu arada ey günlük. aşığım diye poz kesiyorum, edebiyat parçalıyorum ama evren nazarlardan saklasın aşkımızı).
İşte böyle ey günlük; bazen dayanırız, bazen dağılırız yine de kalbimizin yaşayabileceği uygun ortamları sağlamaktan vazgeçmeyiz.
Öpüyorum günlük, bu sefer kalbinden.
Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
