Ücretimiz Eşit Değil, Peki Ya İşimiz?

Berfin Büyükertaş

Ergenliğimden beri çalışan, çalışmak zorunda kalan bir kız çocuğu/genç kadın olarak; çok yönlü proleter kimliğimi ve çalışma deneyimlerimi neden 1 Mayıs’a giderken paylaşmayayım, dedim.

Benim kariyerim (!) sokak aralarında ucuz market broşürleri dağıtmaktan, zincir markette kasiyerlik yaparken müşteriden dayak yiyip işten atılmaya varan, oldukça “özel” heyecanlarla dolu. Çok uluslu bir şirkette beyaz yakalı olarak çalışırken, vardiya dönerken devrimci şarkılarla sınıf kinimi perçinleyen de bendim. Ama bir özel okulda öğretmenlik yaparken, aynı kıdemdeki erkek meslektaşım saygı ve itibarla kasım kasım kasılırken; “Aman, giydiğim bluza laf gelmesin,” diye idare katında ceketimi boğazıma dek ilikleyen de ne yazık ki bendim, bizdik.

Bu yazının bahsi ilk geçtiğinde, “Hangi deneyimimi yazabilirim?” diye biraz süzgeçten geçirdim. Düşünürken, ne kadar ortaklaşan kaderlerimiz var diye patriyarkaya sövüp söylenmekten kendimi alamadım.

Mesela 1 Mayıs’ta kazanılmış hakkımız olan “resmî tatil” için bize ekstra mesai yaptıran okul patronuna, kendi kendime söylenerek kızdığım sırada; yanı başımda, aynı okulda 16 yıldır çalışan başka bir kadın meslektaşım, “Aman hocam, 1 Mayıs ne ki? Bunlar bayramda bile veli ziyaretiydi, toplantıydı diye bizi evimizden alıyorlar,” diyerek bana eşlik etti. Bu onayın verdiği güvenle, onun kurum içindeki en kıdemli öğretmen olarak yaşadığı deneyimleri öğrenmek istedim.

Acaba o da, ergen erkek öğrencilerle çalışırken V yaka bluz giydiği için müdüründen “edep” nutku dinlemiş midir? Ya da kamusal alanda sigara içtiği için “hayasız kadın” diye anılmış mıdır? Bence kesin başına bunlara benzer birkaç vukuat gelmiştir. Yoksa neden kurumun en kıdemli öğretmeni olmasına rağmen, yeni mezun bir erkek öğretmen ondan fazla maaş alsın ki?

Düşündükçe düşündüm, kafamda kurdukça kurdum. “Eşit işe eşit ücret” diyoruz senelerdir. Ama hadi, eşit iş yapıyor olsak yine neyse. Bir işyerinde, sektör ya da iş kolundan bağımsız olarak; bir kadın ve bir erkeğin aynı işi – sadece nitelik ve nicelik olarak değil, işin hazırlık koşulları dahil – yapması mümkün müdür?

Hemen cevaplayalım: Kesinlikle değil.

Bu iddiayı somut verilerle taçlandıralım. Şimdi bu yazıyı yazarken, bir yandan makinede çamaşırlar yıkanıyor. Az önce yemeği yaptım, bulaşıkları yıkadım. “Bunların iş yerindeki işle ne ilgisi var?” demeyin sakın. Gerçi siz demezsiniz, feministsiniz. Ama diyebilecek okur ziyaretçiler için açıklayayım:

Şöyle bir ilgisi var ki; benimle aynı evde yaşayan – bu kimi evlerde koca, abi, kardeş olabilir – babam, ben tüm bunları yaparken televizyon izliyor ve ona meyve götürmemi bekliyor. Az sonra meyvesini servis edeceğim. Daha sonra ertesi gün için hem kendi kıyafetlerimi hem de evdeki diğer kişilerin kıyafetlerini ütüleyeceğim. Alarmımı kurmayı da unutmamalıyım. Çünkü mesaim sabah 8’de başlasa da, evde kahvaltı etmiyor olsam bile, herkesten önce 6’da uyanıp kahvaltıyı hazırlayıp, evden çıkmadan çamaşırları asmam gerekiyor.

Peki şimdi neredeyiz? Mesai saatlerinde.

Mesainin başlamasına 10 dakika kala okula vardım. Bu kadar hareketli bir sabahtan sonra bana en iyi gelecek şey sade bir süvari kahvesi. Hemen görev tanımı bu olan erkek personeli gözlerimle arıyorum, bir kahve rica edebilmek için. Bakıyorum ki mutfakta kahvaltı ediyor. “Aman aç kalmasın sınıf kardeşim,” diyerek kendi kahvemi kendim hazırlıyorum.

O sırada müdür ve müdür yardımcısı kapıda beliriyor. “Hocam, sana zahmet, az şekerli iki kahve de bize yap; kadın elinden sabah kahvemizi içelim,” diyorlar. Bu görev dışı beklentiyi usulünce reddedip sınıfıma giderken, müdür yardımcısı peşimden geliyor. Müdür beyin yarım bıraktığı sıvama işlemini o tamamlıyor:

“Hocam, sen yanlış anladın. Şimdi bu kahve yapma işi kadın işi, yani biz istesek de senin kadar güzel yapamayız. Müdür bey ondan senden rica etti. Sen gereksiz alınganlık yaptın ama. Muayyen gününde misin yoksa?”

Bir hışımla “Regliyim Ziya, çok mu merak ettin?” demek istedim. Ama zaten yaşım ve cinsiyetim sebebiyle itibarsız olduğum işyerimde üzerine bir de bu tatsızlıkla tüy dikmek istemedim.

Derse girdim ve dört saat boyunca boğazımı patlattıktan sonra “Oh, son saatim boş, biraz dinleneyim,” dedim ki aynı müdür yardımcısı gelip 23 Nisan panosu hazırlığı için beni çağırdı. Okulda çalışan yalnızca kadın öğretmenler panoya gelmişti. “Neden erkek hocalarımız yok?” diye sormaya çalıştım. “Bu süs işi kadın işi hocam, her sabah yüzünüze sürüyorsunuz; ne var bugün de duvara sürün,” diyerek bir yığın laf yüzüme çarptı.

Selam kelâm derken panoyu hazırladık ve beklenen 23 Nisan geldi. Resmî kurumlarda çocuklara koltuk teslim törenleri yapıldı. Bu törenlerde öğrencilere kim eşlik etti, dersiniz? Bildiniz. Oturmasını kalkmasını bilen erkeklerimiz tabii. Kadın öğretmenler görev tanımında olmayan tüm angarya işleri yaparken, takım elbiseleriyle yine erkekler caka sattı.

Bizlerin iş yaşamında uğradığı ayrımcılık, mobbing ve emek gaspı yaz yaz bitmez. Bugün ben yazdım, okurken sen de benzer bir deneyimini anımsadın. Yıllardır, seninle aynı pozisyondaki erkek çalışan senden fazla ücret aldı. Hep düşündün, düşündük kendi kendimize. Yaptığımız eşit iş mi ki eşit ücret istiyoruz? İzahı mümkün değil. Mizahını da biz yapmayacağız.

Ama ne yapacağız?
Hayatın her alanında ilmek ilmek kazıyarak geldiğimiz mesleklerde iade-i itibarımızı alacağız.
Eşit işe eşit ücret alacağız.
Nasıl mı yapacağız?

Feminist mücadelemizle.


Feminist Çerçeve sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın